Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Talebinin Yalnızca Zarar Gören Üçüncü Kişiler Tarafından İleri Sürülebileceğine İlişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
Giriş
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (“HGK”) 2019/149 E. 2022/894 K. sayılı 14.06.2022 tarihli kararında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisini, kredi sözleşmesinden kaynaklanan bir uyuşmazlıkta kefil ile borç alan şirket arasındaki ilişki bağlamında değerlendirdi. HGK, tüzel kişilik perdesinin aralanması talebinde bulunan tarafın üçüncü kişi olması gerektiği, ilgili şirkette pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olan kişinin bu teoriye dayanarak talepte bulunamayacağına hükmetti.
Karara Konu Olay
Uyuşmazlık davacının kefil sıfatıyla imzaladığı bir kredi sözleşmesinden kaynaklanır. Kredi kullanan limited şirketin ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi üzerine borç kefil tarafından ödenmiştir. Davacı, kredi sözleşmesinin limited şirket tarafından imzalandığını ancak kredinin kardeş anonim şirket tarafından kullanıldığını, iki şirketin tüzel kişilikleri farklı olmasına rağmen kardeş şirket olduklarını, aralarında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemi ile asıl borçlular arasında davalı anonim şirket olduğunun ortaya çıkacağını ve her iki şirketin de yaptıkları muvazaalı işlemler nedeniyle doğan borçtan müteselsilen sorumlu bulunduklarını iddia etmiş ve Türk Borçlar Kanunu m. 596 uyarınca rücu hakkını kullanarak her iki şirkete karşı icra takibi başlatmış, takibin itirazla durması üzerine itirazın iptali davası açmıştır. Kredinin kullanıldığı dönemde davacı aynı zamanda davalı anonim şirketin pay sahibi ve yönetim kurulu üyesidir.
İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay Tarafından Yapılan Değerlendirme
Uyuşmazlığı inceleyen ilk derece mahkemesi tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, davalı anonim ve limited şirketin yönetim kurulunda aynı kişilerin bulundukları, bu kişilerin kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilerinin bulunduğu, ortaklık ve yönetim yapısındaki bu kısmî özdeşliğin organik bağın varlığı için yeterli olacağının Yargıtay ve öğretinin genel kabulünde olduğu, bu hususun davalı şirketlerin organik anlamda mutlak suretle özdeş olduğunu ortaya koymamakla birlikte bu olguya işaret ettiği ve organik bağın varlığı veya tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren esaslı hâl olan malvarlığının karışması olgusunun somut olayda gerçekleştiği sonucuna ulaştı.
Temyiz başvurusu üzerine uyuşmazlığı inceleyen Yargıtay ise, davalı olarak gösterilen anonim şirketin kredi borcuyla herhangi bir ilgisi bulunmadığı, kredi borçlusu limited şirket ile aralarında organik bağ bulunmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanamayacağı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozdu.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Tarafından Yapılan Değerlendirme
Yargıtay tarafından verilen bozma kararına ilk derece mahkemesi tarafından direnilmesi üzerine uyuşmazlık HGK tarafından incelendi.
Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin ancak istisnai ve sınırlı durumlarda ihtiyatlı olarak kullanılması gerektiğini vurgulayan HGK, bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulabileceğini ifade etti.
Kararda kardeş şirketler arasındaki perdenin kaldırılması bakımından, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zincirinin net bir şekilde ortaya konulması gerektiği, iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketlerin aslında özdeş olduğu, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş olması gerektiği vurgulandı.
Organik bağ kavramının tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olduğunu ifade eden HGK, organik bağın varlığının tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmediğini, şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerektiğini belirtti. HGK’ya göre, şirketler ortaklarının akraba olması tek başına şirketler arasında organik bağ olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir.
Kararda ayrıca, tüzel kişilik perdesinin aralanması bakımından talepte bulunan kişinin üçüncü kişi olması gerektiğine dikkat çekildi. Bu bağlamda üçüncü kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşması gerektiği ve bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemlerinin tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirileceği ifade edildi.
Söz konusu ilkeleri dikkate alan HGK, dava konusu uyuşmazlıkta, davalı şirketler açısından yukarıda açıklanan unsurların gerçekleşmediğini tespit etti ve ayrıca perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için zarara uğradığını iddia edenin üçüncü kişi olması gerektiği bir kez daha vurgulandı. Somut olayda, davacının kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı anonim şirketin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olduğunu dikkate alan HGK, davacının üçüncü kişi konumunda olmadığı, iddia ettiği hususları bilebilecek durumda olduğu, bu nedenle tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine dayanarak talepte bulunamayacağına hükmetti.
Sonuç
Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine ilişkin ölçütleri belirleyen karar, bu teorinin yalnızca üçüncü kişiler tarafından ileri sürülebileceği yönündeki değerlendirmesiyle dikkat çekicidir.
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.