Satım Sözleşmelerinde Ayıp

31.07.2024 Tuna Çolgar

Giriş

Satım sözleşmeleri, ticari hayatın en yaygın ve en önemli sözleşmeleridir[1]. Satışa konu mallarda karşılaşılan ayıplar neticesinde tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi ise ticari satışlarda en sık karşılaşılan hukuki problemlerden biridir. Zira, satıcının sadece sattığı malın mülkiyetini zamanında ve nicelik olarak eksiksiz kazandırması yetmez; aynı zamanda malın vadedilen veya vadedildiği varsayılan nitelikler bakımından eksiksiz ve kaliteli olması da gerekir[2] .

Satım sözleşmelerinde ayıptan doğan sorumluluk, ulusal hukukta 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) hükümleriyle, milletlerarası satım sözleşmeleri bakımından ise Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu 1980 tarihli Viyana Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Anlaşması (“CISG”) hükümleriyle düzenlenir. Bu bakımdan, satım sözleşmelerinde ayıptan doğan sorumluluğun kaynağı; TBK, TTK ve CISG hükümleridir.

Bu makalede ticari satışlarda meydana gelen ayıplar neticesinde tarafların hak ve yükümlülükleri ele alınır.

Satım Sözleşmelerinde Ayıp
% 0

Ayıbın Tanımı ve Hukuki Niteliği

Satım sözleşmelerinde satıcının ayıptan doğan sorumluluğu, TBK m. 219 – 231 hükümleri arasında düzenlenir. Ayıptan doğan sorumluluk, satıcının alıcıya karşı satılanda bildirdiği nitelikler ile satılanın kullanım amacı bakımından değerini veya ondan beklenen faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan niteliklerin bulunmamasından doğan sorumluluk olarak tanımlanır[3].

CISG m. 35/2/a uyarınca, satılan ve alıcıya teslim edilen malların, aynı türden malların mutat olarak tahsis edildiği kullanım amacına uygun olması aranır. CISG m. 35/2/b’de ise, satılan ve alıcıya teslim edilen malların, sözleşmenin kurulması sırasında açıkça veya örtülü olarak satıcıya bildirilen her türlü özel kullanım amacına uygun olmaları gerektiği belirtilir.

Ayıptan doğan sorumluluk, satıcının mülkiyeti geçirme borcunun tamamlayıcısıdır[4]. Ayıptan doğan sorumluluğu düzenleyen TBK hükümleri emredici değil, düzenleyici hukuk kurallarıdır[5]. Bu nedenle, satıcının ayıptan doğan sorumluluğunu kısıtlayan veya kaldıran anlaşmalar (sorumsuzluk anlaşması) yapılabilir. Sorumsuzluk anlaşmalarının dar yorumlanması gerekir[6]. Ayrıca, satıcının ağır kusurlu olduğu hallerde ise sorumsuzluk anlaşması yapılamaz, bu husus TBK m. 221 hükmünde açıkça ifade edilir.

Satıcının Ayıptan Sorumluluğunun Şartları

Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu tutulabilmesi için şu şartların sağlanması gerekir:

Yarar ve Hasarın Alıcıya Geçmesi Anında Satılanda Ayıbın Var Olması

TBK m. 219 uyarınca, “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur”.

Bu maddeye göre ayıp maddi olabileceği gibi, hukuki ve ekonomik de olabilir. Maddi ayıp, malın fiziki durumundaki bir niteliğin eksik olması iken hukuki ayıp, maldan yararlanılmasını engelleyen hukuki bir yasaklama veya sınırlamanın bulunmasıdır[7].

Bir önemli nokta ise miktar eksikliğinin niteliğidir. Satılandaki miktar eksikliği kural olarak ayıp sayılmamaktadır, ancak yine de gereği gibi ifa etmemeden dolayı satıcının sorumluluğuna sebebiyet verir. Bununla beraber, miktar eksikliğinin, niceliğin niteliği etkilediği bazı istisnai durumlarda ayıp olarak nitelendirildiği görülür. Evin genişliği, bir aletin çapı, bir kumaşta eksik desenin bulunması gibi örnekler bu durumun istisnai örnekleri olarak değerlendirilebilir[8].

Alıcının Ayıbı Bilmemesi 

TBK m. 222’ye göre “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur”.

Madde hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere, sözleşmenin kurulması anında alıcı, ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve bundan böyle satıcı bu ayıplardan sorumlu tutulamaz. Ayıbın bilinmemesi ise, sadece ayıbın bilinmemesi değil, aynı zamanda ayıbın önemine ve sonuçlarına ilişkin bilgilere de sahip olunmaması anlamına gelir[9]. CISG m. 35/3’e göre ise satışa konu malların kullanıma elverişsiz olması sebebiyle satıcının sorumluluğuna gidilebilmesi için alıcı, bu elverişsizliği bilerek veya bilmesi mümkün olmayarak satım sözleşmesini kurmamalıdır.

Ayıptan Doğan Sorumluluğun Sözleşme ile Kaldırılmamış Olması

TBK m. 221’de, satıcının satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu olması halinde, satıcının ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşmanın kesin olarak hükümsüz olduğu düzenlenir. Yukarıda da bahsedildiği üzere, satıcının ayıptan doğan sorumluluğunu kısıtlayan veya kaldıran bir anlaşma yapılabilme imkânı mevcuttur. Satıcının ağır kusurlu olduğu durumlarda, satılanda bulunduğunu bildiği bir ayıbı hile yoluyla gizlemesi halinde veya ayıplı malın devrinde bir ihmal veya kast ile hareket ettiği durumlarda satıcının söz konusu sorumsuzluğuna ilişkin akdedilen anlaşmalar geçersiz olur.

Alıcının, Kanunun Kendisine Yüklediği Külfetleri Yerine Getirmiş ve Ayıbı Kabul Etmemiş Olması

TBK m. 223 uyarınca, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır”.

Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme yükümlülükleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıbı fark etmesi durumunda da bu ayıbı satıcıya bildirmekle mükelleftir.

TBK m.223/1 hükmünde yer alan ve bildirim süresini belirten “uygun bir süre” ifadesinden, ayıbın fark edilmesinden itibaren “işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz” satıcıya bildirilmesinin anlaşılması gerekir[10].

Ticari satışlar bakımından bildirim süresine ilişkin düzenleme, TTK m. 23’de yer alır. Buna göre, “malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki (2) gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz (8) gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223’üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır”.

Gözden geçirme ve bildirim külfetlerinin alıcı tarafından kanunun düzenlediği süreler içerisinde yerine getirilmediği durumlarda alıcının söz konusu ayıplı malları kabul etmiş olduğu sayılır. TBK m. 225 uyarınca ise satıcının ağır kusurlu olduğu durumlarda satıcı, alıcının süresinde bildirim yapmadığını ileri sürerek sorumluluğundan kurtulamaz.

CISG m. 38’de alıcının gözden geçirme külfeti düzenlenir. Buna göre, “alıcı, malları, koşulların izin verdiği ölçüde kısa bir süre içerisinde muayene etmek veya ettirmek zorundadır”. Yine aynı maddenin ikinci fıkrasında ise “sözleşme, malların taşınmasını gerektiriyorsa muayene, malların varma yerine ulaşması sonrasına ertelenebilir” hükmü yer alır.

CISG m. 39’da ise alıcının bildirim külfeti düzenlenir. Buna göre “Alıcı, bir sözleşmeye aykırılık saptadığı veya saptaması gerektiği tarihten itibaren makul bir süre içinde satıcıya, sözleşmeye aykırılığı türünü de belirterek bildirmezse, bu sözleşmeye aykırılığa dayanma hakkını kaybeder. Her halde, alıcı, malların fiilen kendisine verildiği tarihten itibaren en geç iki yıllık bir süre içinde sözleşmeye aykırılığı satıcıya bildirmezse, bu sözleşmeye aykırılığa dayanma hakkını kaybeder; meğerki bu süre sözleşmesel bir garanti süresiyle bağdaşmıyor olsun”.

Satıcının Ayıba Karşı Sorumluluğundan Dolayı Alıcı Lehine Doğan Seçimlik Haklar

Satıcının ayıplı mal teslim etmesi durumunda TBK, alıcıya bazı seçimlik haklar tanır. Bu haklar TBK m. 227’de sıralanır. Buna göre, satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:

  1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.
  2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.
  3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.
  4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.

Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.

Tarafların aralarında akdedecekleri bir sözleşme ile alıcının seçimlik haklarına veya kullanımlarına çeşitli sınırlamalar getirmeleri mümkündür. Örneğin seçimlik hakların sadece mahkeme kanalıyla kullanılabileceğine ilişkin sınırlama getirilebilir.

Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.

Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.

Bununla beraber, ayıp sebebiyle satılanın değerindeki eksikliğin satış bedeline çok yakın olması durumunda alıcı seçimlik haklarından sadece dönmeyi veya satılanın benzeri ile değiştirilmesini talep edebilir.

TBK ve TTK nezdinde düzenlenen sürelerin kaçırılması durumunda seçimlik haklar kullanılamaz.

Sözleşmeden Dönme

Sözleşmeden dönmenin sonuçları TBK m. 229 hükmünde açıklanır. Buna göre, sözleşmeden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlüdür. Buna karşılık alıcı, satıcıdan aşağıdaki istemlerde bulunabilir:

  1. Ödemiş olduğu satış bedelinin, faiziyle birlikte geri verilmesi.
  2. Yargılama giderleri ve satılan için yapmış olduğu giderlerin ödenmesi.
  3. Ayıplı maldan doğan doğrudan zararının giderilmesi.

Dönme hakkının alıcıya tanınmasındaki temel gaye, taraflar arasındaki ilişkiyi sözleşmenin kurulmasından önceki durumuna getirmek olduğu için; alıcının satılanı satıcıdan aldığı şekliyle geri vermesi, satıcının da alıcıdan aldığı bedelden elde ettiği faiz getirilerini alıcıya geri vermesi gerekir[11] .

Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının diğer zararlarını da gidermekle yükümlüdür.

Bedelin İndirilmesi

TBK m. 227 alıcıya, satılanı alıkoyup değer eksikliği karşılığı bedelin indirilmesini dava etme hakkı verir. Söz konusu hak, ayıplı ifa nedeniyle bozulan sözleşmesel dengeyi yeniden sağlamayı ve taraflar arası ilişkiyi değişen koşullara yeniden uyarlamayı amaçlar[12] .

Dönme opsiyonundan farklı olarak, bu seçimlik hakkın kullanımında bedele ilişkin şartlar dışında, varlığını ve geçerliliğini devam ettirir. Karşılıklı alacaklara ait fer’i haklar ise devam eder.

Bu hakkın kullanımında alıcının tek taraflı irade beyanı yeterli değildir, satıcının da semende indirimi kabul etmesi veya alıcının mahkemeye başvurması gerekir.

Ayıplı Malın Değiştirilmesi

TBK m. 227 kapsamında alıcıya tanınan seçimlik haklardan bir diğer hak ise, ayıplı malın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme hakkıdır. Bu hak sadece çeşit borçlarında söz konusu olabilir, parça borçlarında ise bu hakkın kullanımı ancak tarafların mutabakatı kaydıyla gerçekleşebilir[13] .

TBK m. 227, alıcıya böyle bir hak tanıdığı gibi, satıcıya da derhal satılanın ayıpsız bir benzerini teslim etmek ve alıcının uğradığı zararı tamamen tazmin etmek koşuluyla alıcının açabileceği davalardan ve alıcıya tanınan seçimlik hakların kullanılmasının önüne geçme hakkı tanır.

Genel Hükümlere Göre Tazminat Hakkı

TBK m. 227 uyarınca alıcının seçimlik haklarının yanında satılanın ayıplı olarak teslimi sebebiyle maruz kaldığı zararlar için genel hükümler uyarınca alıcıya tazminat isteme hakkı mevcuttur. Bu hak, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nda mevcut değildi.

Alıcının diğer seçimlik hakları ile birlikte ya da bunlardan bağımsız genel hükümlere göre tazminat talebinde bulunabilmesi için alıcıya yüklenen gözden geçirme ve bildirim külfetlerini yerine getirip getirmediği tartışmalıdır. İsviçre Federal Mahkemesi’ne göre, genel hüküm uyarınca açılan tazminat davası bakımından da alıcıya yüklenen gözden geçirme ve bildirim külfetlerini yerine getirilmesi ve 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçirilmemiş olması gerekir[14] .

Kaynakça
  • Serozan, Rona / Baysal, Başak / Sanlı, Kerem Cem: Borçlar Hukuku Özel Bölüm, İstanbul 2019, s. 126.
  • Serozan, Rona/ Baysal, Başak / Sanlı, Kerem Cem: Borçlar Hukuku Özel Bölüm, İstanbul 2019, s. 192-199.
  • Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2022, s. 103-104.
  • Yavuz, Cevdet / Acar, Faruk / Özen, Burak: Borçlar Hukuku Dersleri (Özel Hükümler), İstanbul 2022, s. 73; Kapancı, Kadir Berk: 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Açısından Satış Hukukunda Ayıptan Doğan Sorumluluk ve Sözleşmesel Garanti Taahhütleri, İstanbul 2012, s. 5.
  • Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2022, s. 157.
  • Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2022, s. 158.
  • Kapancı, Kadir Berk: 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Açısından Satış Hukukunda Ayıptan Doğan Sorumluluk ve Sözleşmesel Garanti Taahhütleri, İstanbul 2012, s. 12-13.
  • Yavuz, Cevdet / Acar, Faruk / Özen, Burak: Borçlar Hukuku Dersleri (Özel Hükümler), İstanbul 2022, s. 77.
  • Kapancı, Kadir Berk: 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Açısından Satış Hukukunda Ayıptan Doğan Sorumluluk ve Sözleşmesel Garanti Taahhütleri, İstanbul 2012, s. 21.
  • Kapancı, Kadir Berk: 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Açısından Satış Hukukunda Ayıptan Doğan Sorumluluk ve Sözleşmesel Garanti Taahhütleri, İstanbul 2012, s. 33.
  • Yavuz, Cevdet / Acar, Faruk / Özen, Burak: Borçlar Hukuku Dersleri (Özel Hükümler), İstanbul 2022, s. 98-100.
  • Kapancı, Kadir Berk: 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Açısından Satış Hukukunda Ayıptan Doğan Sorumluluk ve Sözleşmesel Garanti Taahhütleri, İstanbul 2012, s. 57.
  • Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2022, s. 155.
  • BGE 82 II 136 E.3a; BGE 63 II 401; BGE 133 III 337 E. 2.4.1.

Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.

Diğer İçerikler

Yaratıcı hukuk çözümleri için iletişime geçin.