Anonim Şirketlerde Kilitlenme Halleri

31.03.2024 Yağmur Zeytinkaya Öztürk

Giriş

Bir şirketin sermayesine katılarak pay sahibi olan veya yönetim organına katılarak yöneticisi olan kişilerin (ideal dünyada) ortak gayesi, şirketin en iyi şekilde yönetilmesi ve ekonomik açıdan azami menfaati elde etmesidir. Bu ortak gayeyi benimseyen kişilerin yine ideal dünyada her zaman fikir birliği içinde olması beklense de gerçek dünyada fikir ayrılıkları yaşanması oldukça muhtemeldir. Bu fikir ayrılıklarının, şirketi hareket edemez hale getirmesi ise hukuken “kilitlenme hali” olarak nitelendirilir. En kötü senaryonun gerçekleşmesine ya da diğer bir deyişle kilitlenme halinin ortaya çıkmasına karşın en iyi çözüm, bu sürecin nasıl yönetileceğini ve şirketin işler hale getirileceğini en baştan belirlemektir. İşbu hukuk postası makalesinde, anonim şirketlere odaklanılarak kilitlenme hallerinin görünümleri ve buna ilişkin çözüm önerileri ele alınır.

Anonim Şirketlerde Kilitlenme Halleri
% 0

Kilitlenme Hali

Anonim ortaklık organlarının üyelerinin ya da pay sahiplerinin aralarındaki görüş ayrılıkları veya menfaat çatışmaları nedeniyle farklı yönde oy kullanmaları veya toplantıya katılmamaları gibi sebepler neticesinde organın geçerli toplantı ve karar yeter sayıları uyarınca hiçbir konuda yahut ortaklık faaliyetleri ve işleyişi için önem taşıyan konularda sürekli olarak karar alamayacak hâle gelmesi, uygulamada ve öğretide kilitlenme (deadlock/Pattsituation) olarak ifade edilmektedir.[1] 

Kurulmasının temel amacı ekonomik menfaat elde etmek olan şirketlerin; önce pay sahiplerine, sonrasında çalışanlarına ve ticari ilişki içinde olduğu diğer kişilere ve hatta şirketin ölçeğine göre belki ülke ekonomisine doğrudan/dolaylı bir değer sağlaması beklenir. Ancak kilitlenme haline giren bir şirketin fonksiyonelliğini yitirmesiyle birlikte, şirket hiçbir aksiyon alamaz hale gelir. Bu durumdaki bir şirketin yerinde sayması bir kenara, gün geçtikçe değer kaybetmesi ve zarar etmesi oldukça muhtemeldir. Bu durumun mikro ve makro ölçekte zarar doğurması ise şirketin dış dünyada da olumsuz etkilere sebep olması anlamına gelir. 

Pay sahipleri ve/veya yönetim kurulu üyeleri arasındaki bu kilitlenme hali, şirketi en basit konularda bile hareket edemez hale getirebilir. Bu gibi durumlarda şirketin tekrar nasıl fonksiyon gösterir hale geleceği, şirket kilitlenme haline girmeden önce doğru hukuki enstrümanlarla belirlenmelidir. Aksi takdirde, zaten hareket edemez bir halde olan şirketin içinde bulunduğu durumdan kurtarılması tek çare olarak uyuşmazlık çözümü mercilerinin takdirine kalabilir. 

Kilitlenme Halinin Görünümleri

Kilitlenme hali, anonim şirketlerin genel kurullarında veya yönetim kurullarında ortaya çıkabilir. Birden fazla pay sahibi ve yönetim kurulu üyesinden oluşan bu organlarda kilitlenme halleri çeşitli şekillerde görülebilir. Aşağıda, genel kurullar ve yönetim kurulları bakımından çeşitli görünümler ele alınır. 

Genel Kurul Bakımından

İlk olarak genel kurullarda toplantı nisabının tutmaması sebebiyle genel kurulun en baştan toplanamaması ihtimali ele alınacaktır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 418 uyarınca genel kurullar; TTK veya esas sözleşmede, aksine daha ağır nisap öngörülmüş bulunan hâller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanır. Özellikle ağırlaştırılmış nisap durumlarında belirli pay sahiplerinin toplantıya katılmaması, toplantı nisabının sağlanamamasına yol açabilir. Bununla birlikte belirtilmelidir ki TTK m. 418 uyarınca ilk toplantıda anılan nisaba ulaşılamadığı takdirde (özel düzenleme bulunan durumlar hariç olmak üzere) ikinci toplantının yapılabilmesi için nisap aranmaz. Bu sebeple buradaki aksaklığın, kilitlenme olarak nitelendirilebilecek bir uzunlukta sürmeyeceği söylenebilir.

Diğer bir görünüm, ise genel kurulun toplantıya hiç çağrılmaması sebebiyle meydana gelebilir. Genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi kural olarak yönetim kurulundadır. Yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırmaması (veya yönetim kurulunda da bir kilitlenme olması durumunda çağıramaması) halinde genel kurul toplanamaz hale gelebilir. Bu durumda çözüm olarak TTK m. 410 uyarınca mahkemenin izniyle, tek bir pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir. Bu sebeple bu senaryonun da kilitlenmeye dönüşmeden çözülmesi muhtemeldir. 

Genel kurul toplantılarının toplantı nisabının sağlanmasına karşın gündemdeki konuların karara bağlanması bakımından karar nisabının sağlanamaması, şirketi kilitlenme haline götürebilir. Burada kilitlenme halinden bahsedilebilmesi için ya hiçbir konuda karar alınamaması ya da en azından ortaklık yapısı veya faaliyetleri bakımından olmazsa olmaz nitelik taşıyan önemli konularda karar alınamaması gerektiği yönünde görüşler mevcuttur.[2] Genel kurulda yapılan oylamada sürekli olarak ret yönünde karar alınıyorsa veya alınacak kararlarda yapılan sürekli olarak eşitlik oluyorsa da kilitlenme hali meydana gelebilecektir.[3] Diğer bir ihtimal ise “veto hakkı” tanınan ve belirli konularda olumlu oyu aranan pay sahiplerinin bu konularda sürekli olumsuz oy kullanması ile şirketin stratejik konulardaki kararlarını engellemesi olabilir. 

Yönetim Kurulu Bakımından

TTK m. 390 uyarınca esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alır. Belirli üye/üyelerin katılım sağlamaması yüzünden bu nisaplara ulaşılamaması halinde yönetim kurulu karar alamaz hale gelebilir ve kilitlenme meydana gelebilir. Diğer bir olasılık ise toplantı nisaplarının sağlanmasına rağmen toplantıda kullanılan oyların eşit olmasıdır. TTK m. 390/3 uyarınca oylar eşit olduğu takdirde o konu gelecek toplantıya bırakılır. İkinci toplantıda da eşitlik olursa söz konusu öneri reddedilmiş sayılır. Böylelikle eşit oy kullanımı neticesinde de yönetim kurulunun kilitlenmesi mümkündür.

Genel kurula benzer şekilde, yönetim kurulunun da toplantıya hiç çağrılmaması ihtimali meydana gelebilir. TTK m. 392/7 uyarınca her yönetim kurulu üyesi başkandan, yönetim kurulunu toplantıya çağırmasını yazılı olarak isteyebilir. Öğretide çağrının yönetim kurulu başkanı tarafından yapılmadığı hallerde, o toplantıda alınan kararların “yok” hükmünde olduğu yönünde görüşler mevcuttur. Dolayısıyla usulüne uygun yapılmayan yönetim kurulunda alınan kararlar yok hükmünde olduğundan yine bir karar alamama, kilitlenme hali meydana gelebileceği değerlendirilir.[4]

Sözleşmesel Çözüm Mekanizmaları

Kilitlenmenin Müzakere Yoluyla Çözümlenmesi

Yukarıda belirtilen kilitlenme hallerinin nasıl çözümleneceği, şirketin ortakları tarafından imzalanacak hissedarlar sözleşmesinde düzenlenebilir. Burada kilitlenme halinin tanımı, kilitlenme hali ne kadar sürerse çözüm mekanizmalarının devreye sokulacağı ve çözüm mekanizmalarının nasıl işleyeceği detaylı olarak ele alınmalıdır. Böylece bu sorunların nasıl aşılacağı, şirket fonksiyon gösteremez bir duruma düşmeden önce önden belirlenmiş olur. 

Öncelikle hissedarlar sözleşmesi tahtında kilitlenmenin bizzat taraflarca çözümüne ilişkin bir süreç tasarlanabilir. Bu süreç kapsamında tarafların kilitlenme halini çözmesi için belirli bir zaman dilimi öngörülebilir. Burada tarafların söz konusu sorunu iyi niyetle ve dostane şekilde çözmek için çaba sarf etmesi beklenir. 

Öngörülen süre içerisinde tarafların sorunu kendi başlarına çözememesi halinde, sorunun üçüncü bir kişi veya bir komite tarafından çözüme kavuşturulacağı düzenlenebilir. Kilitlenme hali henüz meydana gelmeden taraflarca ortak şekilde tasarlanacak olan bu süreç, kilitlenmenin daha hızlı ve kolay şekilde çözümlenmesine fayda sağlayabilir. 

Kilitlenmenin Pay Opsiyonları Yoluyla Çözümlenmesi

Kilitlenme hali için hissedarlar sözleşmelerinde düzenlenen temel mekanizmalar, pay alım opsiyonlarına ilişkindir. Alım hakkı tanınması durumunda pay sahiplerinden biri, diğer pay sahiplerinin paylarının bir kısmını veya tamamını satın alma hakkına sahip olur. Satım hakkı tanındığı takdirde ise pay sahibi paylarının bir kısmını veya tamamını diğer pay sahiplerine satabilir. Katılma hakkında ise bir pay sahibi paylarını satarken diğer pay sahiplerinin de bu satışa katılma hakkı olur. Diğer pay sahiplerinin de paylarını satmak zorunda olması isteniyorsa sürükleme hakkı düzenlenebilir. Pay opsiyonlarına ilişkin detaylı bilgi için “Anonim Şirket Payları Üzerinde Pay Sahiplerine Tanınan Opsiyon ve Benzeri Haklar” başlıklı makalemize başvurunuz.[5]

Son olarak kilitlenme haline çözüm olarak shoot-out hükümleri değerlendirilebilir. Shoot-out hükümleri uyarınca sözleşmede belirlenen kilitlenme olgusunun gerçekleşmesi halinde, her bir ortağın, diğer ortağın tüm paylarının kendisine devredilmesi ya da tam tersine kendi paylarının tümünün diğer ortağa devredilmesi sonucunu doğuran bir prosedürü başlatma hakkı doğar. Ancak bu yöntemde alım-satım opsiyonundan farklı olarak, başlangıçta iki ortaktan hangisinin şirket paylarını devralacağı ve bunları hangi fiyattan alacağı belirli değildir. Hangi ortağın paylarını devrederek şirketten çıkacağı ve devralınacak paylar karşılığında ödenecek olan bedel, prosedürün gidişatına göre şekillenecektir.[6] 

Kanuni Çözüm Mekanizmaları

Kilitlenme çözüme ulaştırılamazsa, özellikle genel kurulun toplanamaması veya süresi dolan yönetim kurulu üyelerinin seçimini yapamaması gibi durumlarda, TTK m. 530 uyarınca organların eksikliği gerekçesi ile ortaklığın feshinin talep edilmesi de mümkün olarak değerlendirilir.[7] 

TTK m. 530 uyarınca uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, pay sahipleri, şirket alacaklıları veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, yönetim kurulunu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse, mahkeme şirketin feshine karar verir. Madde hükmünde geçen “uzun süreden beri” ifadesi kilitlenme hali ile örtüştüğü takdirde bu maddenin uygulanması gündeme gelebilecektir. 

Kilitlenme aynı zamanda TTK m. 531 kapsamında ortaklığın feshi için bir haklı sebep niteliği de taşıyabileceği yönünde görüşler mevcuttur. TTK m. 531 uyarınca haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir. 

Kaynakça
  • Sevi, Ali Murat: “Anonim Ortaklık Organlarında Kilitlenme Hâli ve Hukukî Çözüm Yolları.” Tüzel Kişilik Penceresinden Anonim Ortaklık Sempozyumu, 2021, ss. 325-328 
  • Sevi, s. 32. 
  • Çeçen, Muhammed: “Anonim ortaklık hukukunda sermayeye katılmalı ortak girişimlerde kilitlenmeler ve çözüm yöntemleri.“ Bahçeşehir Üniversitesi, 2023, S. 88.
  • Çeçen, 78. 
  • Çolgar, Tuna: “Anonim Şirket Payları Üzerinde Pay Sahiplerine Tanınan Opsiyon ve Benzeri Haklar” Erdem & Erdem Hukuk Postası, Eylül 2016
  • Özdin, Funda. “Eşit Sermaye Payına Sahip (50:50) İki Kişilik Sermaye Şirketlerinde Kilitlenmelerin Çözümü Amacına Yönelik Radikal Bir Çözüm Mekanizması: Shoot-Out Klozları.” Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, 39. cilt2023, ss. 1076-1081 
  • Sevi, s. 387.

Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.

Diğer İçerikler

Yaratıcı hukuk çözümleri için iletişime geçin.