Olağanüstü Tasfiye ve İhya Kurumuna Anayasa Mahkemesi Perspektifinden Bir Bakış
Giriş
Olağanüstü fesih halinde tasfiye olmaksızın sicilden resen terkin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) geçici m.7 hükmü ile düzenleme altına alınır. İlgili hükmün 15.fıkrası uyarınca ticaret sicilince resen terkin edilen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar, haklı sebeplere dayanarak terkin tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını talep edilebilmekteydi. Anayasa Mahkemesi (“AYM”) 2023/33 Esas 2023/117 Karar sayılı kararı ile geçici 7. maddede yer alan “… silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde…” ibaresinin iptaline karar vermiştir[1] .
Bu hukuk postası makalesinde, karar ve etkileri, TTK perspektifinden anonim şirketler özelinde ele alınarak, olağanüstü tasfiye ve ihya mekanizması üzerindeki yansımaları açısından incelenecektir.
Olağanüstü Tasfiye
TTK’nın karara konu olan geçici m.7, uygulamada “gayri faal şirketler” olarak adlandırılan münfesih olan ya da bu şekilde değerlendirilen, ayrıca tasfiye sürecine başlanmış ancak tamamlanamamış anonim ve limited şirketler ile kooperatifler için özel tasfiye hükümlerini düzenler[2]. Aslında gayri faal şirketler ifadesi geniş bir anlamı ifade eder. Nitekim gayri faal şirket kavramı yalnızca teknik anlamda yani TTK uyarınca gayri faal olan şirketleri kapsamakla yetinmez bunların yanında herhangi bir sebeple münfesih olduğu halde faaliyetlerine devam eden; genel kurul toplantısını defaatle yapmayıp bu nedenle organsız olan ancak hakkında fesih davası açılmamış veya uzun süredir tasfiye halinde bulunmasına karşın tasfiyesini sonuçlandırmamış olan anonim ve limited şirketlerle kooperatifleri kapsar.
Bu düzenlemenin “olağanüstü tasfiye” olarak adlandırılmasının nedeni, süreci hızlandıran hükümlere yer vermesi ve bazı durumlarda tasfiye işlemleri gerçekleştirilmeden anonim şirket, limited şirket veya kooperatifin ticaret sicilinden terkin edilerek malvarlığının Hazineye devredilmesinin öngörülmesidir. Aslında TTK bu hüküm aracılığıyla fiilen faaliyet göstermeyen, organsız olan veya tasfiye sürecini tamamlayamayan anonim ve limited şirketlerle kooperatifleri ortadan kaldırmak ister. Böylece bu şirketler ile kooperatiflerin varlıklarını şeklen sürdürmelerinin önüne geçilmesi amaçlanır.
Anonim şirketler özelinde hükmün uygulama alanına bakıldığında bu kapsamda bir sınırlama yapıldığı görülür. Sıralanan anonim şirketler bu maddenin kapsamındadır:
- Sermayesini süresi içinde 559 sayılı KHK’da belirtilen asgari tutara çıkarmamış;
- Herhangi bir sebeple münfesih olan;
- Son beş yıla ait olağan genel kurulunu yapmayan;
- TTK’nın yürürlüğe girmesinden önce tasfiye işlemlerine başlanmış ancak genel kurulun toplanamaması nedeniyle ara bilançoları ve son kati bilançoları genel kurula tevdi edilmediği için ticaret sicilinden unvanlarının silinmesi işlemi yapılmamış bulunan anonim şirketler.
Bu sayılan anonim şirketler resen sicilden terkin edilebilir. Resen terkin işleminin gerçekleştirilmesi, ticaret sicili müdürlüklerince belirlenebileceği gibi herhangi bir kimsenin bildirimi üzerine sicil müdürlüğünce yapılacak incelemeyle de saptanabilir.
AYM kararına konu olan geçici m.7’nin 15. fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinde bu madde uyarınca tasfiye edilmeksizin sicilden terkin edilen şirket veya kooperatiflerin ortaya çıkabilecek mal varlıklarının kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve Hazinenin bu şirket veya kooperatifin borçlarından dolayı sorumlu tutulamayacağı düzenlenir. Bu fıkranın beşinci cümlesinde ise ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanların haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını talep edebileceği öngörülür. Anılan cümlede yer alan “...silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde...” ibaresi mahkemenin incelemesine konu olan kuraldır.
Anayasa Mahkemesinin Değerlendirmesi
TTK’nın geçici m.7’nin 15.fıkrası, faaliyetine son vermiş veya münfesih sayılmış olmasına rağmen tasfiye süreci tamamlanmadan ticaret sicilinde kayıtlı kalan şirketlerin ve kooperatiflerin ilgili sicil müdürlüğü tarafından kendiliğinden sicilden silinmesini düzenlemesini içerir. Bu durum, borçlu şirket ve kooperatiflerin hukuki varlıklarını sona erdirerek taraf ehliyetlerini ortadan kaldırır. Dolayısıyla alacaklıların bu tüzel kişiler aleyhine dava açma imkânı kalmazken aynı zamanda söz konusu şirket ve kooperatiflerin de dava açma hakkı son bulur.
Ancak ilgili hüküm şirket alacaklılarına ve hukuki menfaati olanlara ticaret sicilinden resen terkin edilen şirketlerin ve kooperatiflerin yeniden canlandırılması olanağını da sağlar. Bu kapsamda sicilden resen terkin edilen şirket veya kooperatiften alacaklı olanlar ya da bu tüzel kişiliklerin yeniden aktif hale gelmesinde çıkarı bulunanlar, ilgili şirket veya kooperatifin ihyasını talep edebilir. Ancak bu düzenleme, tüzel kişiliğin yeniden hayata döndürülmesi için tanınan süreyi silinme tarihinden itibaren beş yıl ile sınırlar.
AYM ilgili hükmün Anayasa’ya aykırılığını Anayasa m.35’de düzenlenen mülkiyet hakkı ve m.40’ta düzenlenen temel hak ve hürriyetlerin korunması perspektifinden değerlendirir. Mahkeme, mülkiyet hakkını kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak şartıyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme imkânı veren bir hak olarak tanımlar[3]. Sicil kayıtları terkin edilen şirket ve kooperatiflerden alacaklı olanların bu alacaklarının ve bunlara karşı ileri sürülebilecek diğer maddi talepleri mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilir.
Diğer yandan Anayasa m.35 ile bağlantılı olarak m.40 hükmü de bu hüküm bakımından özellik arz eder. Anayasa’nın 40’ıncı maddesi hükmü temel hak ve hürriyetlerin korunmasını güvence altına almakta ve bu kapsamda meydana gelen ihlaller için yetkili makamlara başvuru yapma hakkını tanır. Bu hüküm şüphesiz sicil kaydı terkin edilen şirket ve kooperatiflerden alacaklı olanların mülkiyet hakkı kapsamında görülen bu alacakları yönünden de geçerlidir. Bu kapsamda alacaklıların, alacağının varlığını tespit ettirebileceği takip ve tahsilini sağlayabileceği etkili başvuru yollarının oluşturulmasını zorunludur.
Şirketin ihyası talebi, mevcut ve etkili bir başvuru yolu olarak kabul edilmekle birlikte, bu talep mahkemeye başvuru süresiyle sınırlandırılmıştır. Alacaklılar ve hukuki menfaati bulunan kişilerin, haklı sebeplere dayanarak ihya talebiyle mahkemeye başvurmaları için öngörülen sürenin, bu başvuru yolunu işlevsiz hale getirip getirmediğinin, m. 40 hükmü kapsamında denetlenmesi elzemdir. Zira bu süre, başvuru yolunu etkisiz hale getirecek şekilde sınırlayıcı olmamalıdır.
Bir başvuru yolu olarak ihya, sicilden resen terkin edilen şirketlere yönelik olarak terkin tarihinden itibaren beş yıllık bir süreyle sınırlandırılmıştır. Bu düzenleme, sicilden silinme işleminin istisnai bir usul olan olağanüstü tasfiyeden kaynaklanmasıyla açıklanabilir. Ancak Anayasa m.40 hükmüyle güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlerin korunması yalnızca mevzuatta bir başvuru yolunun öngörülmesiyle sağlanamaz. Bu yolun aynı zamanda uygulamada da etkili olması yani başvuruculara etkin bir sonuç elde etme ve başarı şansı sunması gereklidir.
AYM; TTK geçici m.7 hükmü ile sicilden silinen şirketler ve kooperatiflere ilişkin ihya başvurusu için öngörülen sürenin silinme tarihinden itibaren başladığı ve kuralda alacaklıların veya hukuki menfaati bulunanların bu tasfiyeden haberdar olmasını sağlayacak güvencelere yer verilmediğini vurgular. İhya süresinin başlaması için alacaklının veya hukuki menfaati bulunanın alacağından ya da menfaatinden haberdar olma şartının aranmaması, bu yolun işlevselliğini zayıflatabilecek ve başvurucunun başarı şansını yok edebilecek niteliktedir. Nitekim alacaklıların veya menfaati bulunanların taleplerini sürenin dolmasından sonra öğrenmesi veya ileri sürebilir hale gelmesi durumunda ihya yolu kullanılamayacaktır.
Bu bağlamda AYM’ye göre TTK geçici m.7 uyarınca kolaylaştırılmış bir tasfiye neticesinde veya bazı hallerde tasfiyesiz bir şekilde sicilden silinme durumunda yeniden tescil talebinin silinme tarihinden itibaren süreye bağlanmış olması bu başvuru yolunu işlevsiz hale getirebilir. Şirkete veya kooperatife karşı ileri sürülebilir haklı talebin ortaya çıktığı, talep sahibinin bu durumu öğrendiği veya öğrendiğinin makul olarak kabul edilebildiği ve talebin hukuken ileri sürülebilir hale geldiği tarih yerine silinme tarihinden başlaması sürenin ihya yolunun işlevini gerçekleştirmesine engel teşkil ettiği vurgulanmıştır.
Tüm bu açıklanan sebeplerle TTK geçici m.7 uyarınca sicilden silinen şirketler ile kooperatiflerin yeniden tescili amacıyla yapılabilecek ihya başvurusuna ilişkin azami sürenin silinme tarihinden itibaren başlatılmasına dair “… silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde…” ifadesi, Anayasa'nın m.35 hükmü ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve bununla bağlantılı olarak m.40 hükmünde düzenlenen etkili başvuru hakkına aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.
Sonuç
AYM’nin 2023/33 Esas ve 2023/117 Karar sayılı kararı, TTK geçici m.7 ile düzenlenen olağanüstü tasfiye, ihya ve bu kapsamda şirketin resen terkinine dair önemli bir anayasal denetim örneği sunmaktadır. AYM, resen terkin edilen şirketlerin ve kooperatiflerin ihya başvurularına ilişkin süre sınırlamasını, alacaklıların ve hukuki menfaati bulunanların mülkiyet hakkı ve buna bağlı olarak temel hak ve hürriyetlerin korunması hakkı bakımından yeterli koruma sağlamadığı gerekçesiyle iptal etmiştir. Bu yolla AYM, tasfiye sürecini tamamlanmamış şirketlerin alacaklılarının ve hukuki menfaati bulunanların mülkiyet ve buna bağlı olarak temel hak ve hürriyetlerin korunması hakkı bakımından yerinde bir müdahalede bulunmuştur.
AYM’nin vurguladığı üzere ilgili temel hakların güvence altına alınması için ihlal halinde hukuki yolların yalnızca mevzuatta öngörülmesi yeterli olmayıp aynı zamanda pratikte etkili ve erişilebilir olması gerekir. Bu kapsamda, sicilden resen terkin edilen bir şirketin yeniden hayata döndürülmesi için öngörülen sürenin başlangıcının, alacaklıların veya menfaat sahiplerinin haberdar olduğu ya da en azından haberdar olabileceği bir tarihe dayandırılmaması, önemli bir sorun teşkil eder. Bu yaklaşım, mülkiyet hakkını sınırlandıran terkin işlemleri ve buna karşı temel hak ve hürriyetlerin korunması hakkı bağlamında bir başvuru yolu olarak öngörülen ihya mekanizmasının işlevselliği zayıflatmakta ve alacaklıların hak arama imkânlarını sınırlar niteliktedir.
Sonuç olarak bu karar ile AYM, ticari faaliyetlerini fiilen durdurmuş şirketlerin sicilden resen terkini öngören TTK geçici m. 7 hükmüne alacaklıların ve menfaat sahiplerinin haklarının korunması bakımından yerinde bir müdahalede bulunmuştur. Bu kapsamda kanun koyucunun, resen terkin durumunda ihya sürenin sınırı özellikle bu sürenin başlangıç anı bakımından AYM’nin değerlendirmelerine uygun yeni bir düzenlemeye öngörmesi uygun olacaktır.
- AYM, E. 2023/33, K. 2023/117, T. 22.06.2023, https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/Dosyalar/Kararlar/KararPDF/2023-117-nrm.pdf
- Poroy, Reha/Tekinalp, Ünal/Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar Hukuku II, Yeniden Yazılmış 13. Bası, İstanbul, Vedat, 2017, s. 368.
- AYM, E. 2023/33, K. 2023/117, T. 22.06.2023, https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/Dosyalar/Kararlar/KararPDF/2023-117-nrm.pdf
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.