Alman Tedarik Zinciri Yasası Yürürlüğe Girdi

31.12.2022 Yağmur Zeytinkaya Öztürk

Giriş

11 Haziran 2021'de Alman Federal Meclisi, yalnızca Alman şirketlerini değil, aynı zamanda bu şirketlerin yabancı ülkelerdeki (Türk kuruluşları dahil) tedarikçilerini de etkileyen Alman Tedarik Zinciri Uyum Yasası’nı (Lieferkettensorgfaltsgesetz) ("Yasa") onayladı. 1 Ocak 2023 tarihinde yürürlüğe giren Kanun'un ana odağı, insan hakları ve çevre hukuku ihlallerinin önlenmesidir. Kanun Alman şirketlerine doğrudan çeşitli yükümlülükler getirmekle birlikte, yükümlü Alman kuruluşlarının tedarik zincirinde yer alan yerli ve yabancı şirketleri de etkilemektedir. Bu hukuk postası makalesinde, Alman şirketlerinin yükümlülükleri ve Kanun’un yabancı kuruluşlar (Türk şirketleri dahil) üzerindeki etkileri incelenir.

Alman Tedarik Zinciri Yasası Yürürlüğe Girdi
% 0

Hedef Şirketler

Kanun; 1 Ocak 2023 tarihinden itibaren merkezi, ana şubesi veya yasal merkezi Almanya'da bulunan ve en az 3.000 çalışanı olan tüm şirketlere uygulanır. 2024 yılı itibarıyla asgari çalışan sayısı 1.000'e düşürülecek ve böylece Kanun'un kapsamı genişletilerek daha fazla şirketi ilgilendirecektir. Hesaplamalara göre Kanun, 1 Ocak 2023 itibarıyla yaklaşık 900 adet, 1 Ocak 2024 itibarıyla ise 4.800 adet şirkete uygulanacaktır.[1]

Kanun ayrıca yukarıda belirtilen yükümlü şirketlerin tedarik zincirini de kapsar. Kanun kapsamındaki tedarik zinciri temel olarak (i) bir işletmenin kendi iş alanındaki faaliyetlerini, (ii) doğrudan tedarikçilerin faaliyetlerini ve (iii) dolaylı tedarikçilerin faaliyetlerini içerir. Kanun kapsamındaki “iş alanı”, işletmenin iş hedeflerine ulaşmak için yaptığı her türlü faaliyeti kapsar. "İş alanı" terimi, her bir somut olayda koşullar farklılık gösterebileceğinden ötürü (örneğin, Alman hakim şirketin yabancı bir bağlı ortaklık üzerinde belirleyici etkiye sahip olması durumunda, "iş alanı" kapsamında değerlendirilebilir) her durum için ayrı ayrı incelenmelidir. Ayrıca, tedarik zincirindeki diğer aktörler de (örneğin, iştiraklerin iştirakleri) Kanun çerçevesinde dikkatle değerlendirilmelidir.

Kanun kapsamında “doğrudan tedarikçi”, işletmenin ürününün üretimi veya ilgili hizmetin sağlanması ve kullanılması için tedariki gerekli olan mal veya hizmetlerin tedarikine ilişkin sözleşmenin tarafı olan kişidir. Kanun çerçevesinde “dolaylı tedarikçi” ise, doğrudan tedarikçi olmayan ve teşebbüsün ürününün üretilmesi veya ilgili hizmetin sağlanması ve kullanılması için tedarikine ihtiyaç duyulan her türlü teşebbüsü ifade eder.[2] Ayrıca, Kanun'da, yükümlülerin özen yükümlülüğünü bertaraf etmeye çalışması halinde, dolaylı bir tedarikçinin doğrudan tedarikçi sayılabileceğine dair hükümlere dikkat edilmelidir.

Temel Yükümlülükler

Kanun kapsamındaki şirketlerin yerine getirmesi gereken temel yükümlülükler; insan hakları ihlalleri ve çevreye zarar verebilecek riskleri belirlemek, önlemek veya en aza indirmek için özen yükümlülüklerini yerine getirmek olarak özetlenebilir.[3] Bu kapsamda yükümlü şirketler, tedarik zincirleri dahilinde Kanun'da belirtilen insan hakları ve çevre ile ilgili yükümlülüklere gereken özeni gösterirler.

Kanun’da yer alan Bölüm 3 kapsamındaki özen yükümlülükleri aşağıdaki gibidir.[4]

  1. Risk yönetim sistemi kurulması,
  2. Şirket içinde sorumlu kişi(ler) belirlenmesi,
  3. Düzenli risk analizleri gerçekleştirilmesi,
  4. Kurum politikası oluşturulması,
  5. Kendi faaliyet alanı içinde ve uygun olduğu ölçüde doğrudan tedarikçiler bakımından önleyici eylemler gerçekleştirilmesi,
  6. Düzeltici faaliyetlerde bulunulması,
  7. Şikâyet prosedürü oluşturulması,
  8. Dolaylı tedarikçiler bakımından risk olması durumunda özen yükümlülüklerinin yerine getirilmesi, ve
  9. Belgelendirme ve raporlama.

Kanun’da yer alan Bölüm 4-10 arasında, özen yükümlülüklerine ilişkin detaylar düzenlenir.

Kanun'un temel amacı, şirketleri şeffaflık sağlamaya ve kendi tedarik zincirlerinin eylemlerini değerlendirmeye teşvik etmek olarak yorumlanabilir. Şirketler, durum tespiti çalışmalarını hem kendileri hem de doğrudan tedarikçileri için yürütmelidir. Dolaylı tedarikçiler bakımından ise bu çalışmalar; risk analizi, bir şirketin dolaylı tedarikçilerinde insan hakları veya çevre ile ilgili bir yükümlülüğün ihlalinin muhtemel olduğuna dair gerçek emareler olması durumunda yapılmalıdır.[5]

Kanun Kapsamında Korunan Hususlar

Yukarıda belirtildiği üzere, Kanun’un odak noktasında temel olarak insan haklarının ve çevrenin korunması yer alır. Kanun'da insan haklarına ilişkin ele alınan temel başlıklar arasında çocuk işçiliği, kölelik ve zorla çalıştırma, ayrımcılık, yasadışı arazi gaspı, iş sağlığı ve güvenliği ve buna bağlı sağlık tehlikeleri, yeterli geçim ücretinin kesilmesi, sendikaların kurulması ve işkence konuları yer alır. Çevresel konulara ilişkin olarak ise Kanun,

  • Gıdaların muhafazası ve üretimi için gerekli doğal yapıtaşlarını önemli ölçüde bozan,
  • Kişilerin temiz ve güvenilir içme suyuna erişimini engelleyen,
  • Kişilerin sıhhi tesislere erişimini zorlaştıran veya bu tesisleri yok eden,
  • Kişilerin sağlığına zarar veren zararlı yağ değişimi, su ve hava kirliliği, zararlı gürültü emisyonu veya aşırı su tüketimi gibi konuların yasaklanmasına eğilir.

Kanun ayrıca, kullanımı bir kişinin geçimini sağlamakta olan arazi, orman ve suların elde edilmesi, geliştirilmesi veya başka bir şekilde kullanılması amacıyla arazi, orman ve suların yasa dışı olarak gasp edilmesini yasaklamaktadır.

Diğer yandan, Kanun aynı zamanda insan haklarını düzenleyen çeşitli uluslararası sözleşmelere de atıfta bulunur. Kanun, çevre ile ilgili riskleri tanımlarken, yaklaşık 140 ülke tarafından onaylanan uluslararası bir anlaşma olan Minamata Sözleşmesine ve 186 tarafça imzalanan POPs Sözleşmesine atıfta bulunur. Aynı şekilde, insan haklarına ilişkin riskleri tanımlarken Kanun, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün çeşitli sözleşmelerine ve diğer uluslararası anlaşmalara atıfta bulunmaktadır.

Yaptırımlar

Şirketlerin Kanun kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda belirli idari para cezaları uygulanabilir. Bu ceza tutarları, 8 milyon Euro'ya veya yıllık küresel cironun %2'sine kadar çıkabilir. Ciroya dayalı ceza sistemi, yalnızca yıllık cirosu 400 milyon Euro'nun üzerinde olan işletmeler bakımından geçerlidir. Ayrıca, belirli bir asgari düzeyin üzerinde idari para cezası verilmesi durumunda, işletmeler kamu ihalelerinin dışında da tutulabilir.[6]

Sonuç

Kanun, Alman şirketler ve ayrıca bu şirketlerin tedarik zincirlerindeki aktörler için çeşitli yükümlülükler getirir. Bu nedenle, esas itibarıyla ulusal bir yasa gibi görünse de, yabancı tedarikçiler üzerinde de (hem doğrudan hem de dolaylı) büyük etkiler göstermesi beklenmektedir. Bu sebeple, Alman tedarik zincirindeki tüm tedarikçilerin (ister Alman menşeili ister yabancı olsun), Kanun hükümlerini dikkatle gözden geçirmeleri ve kendi ticari işlemleri açısından uymaları gereken kuralları tespit etmelerinde fayda olacaktır.

Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.

Diğer İçerikler

Yaratıcı hukuk çözümleri için iletişime geçin.