Şirketler Hukukunda Güvenden Doğan Sorumluluk

31.03.2026 Prof. Dr. H. Ercüment Erdem

Giriş

Şirketler topluluğu yapılanmasının yaygınlaşmasıyla birlikte, topluluk itibarına duyulan güvenin korunması gereği önem kazanır. Türk Ticaret Kanunu'nun (“TTK”) 209. maddesi, hâkim şirketin topluluk itibarını kullanarak üçüncü kişilerde uyandırdığı güvenden doğan sorumluluğunu düzenler. Bu çalışma, anılan hükmün teorik temellerini, uygulama şartlarını ve yargı kararları ışığında pratik görünümlerini ele alır.

“Güvenden doğan sorumluluk” başlıklı TTK m. 209 hükmü şöyledir: “Hâkim şirket, topluluk itibarının, topluma veya tüketiciye güven veren bir düzeye ulaştığı hâllerde, bu itibarın kullanılmasının uyandırdığı güvenden sorumludur.

Hüküm, yalnızca şirketler topluluğu itibarına duyulan güvenin kullanılmasından kaynaklanan sorumluluk hâlini düzenler ve genel güvenden doğan sorumluluk öğretisinin özel bir görünümüdür. Kaynağını bu genel öğretiden ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin Wibru/Swissair kararında somutlaşan “konzern güven sorumluluğu” anlayışından alır[1].

Sorumluluğun temel koşulu, “itibarın kullanılması” unsurudur. İtibarın kullanılıp kullanılmadığı her somut olayın kendi özelliklerine göre saptanır[2]. Kullanılma için mutlaka adın açıkça belirtilmesi veya topluluk logosunun görünür şekilde kullanılması zorunlu değildir[3].

Güven sorumluluğunun doğması için hâkim şirketin özel ölçüde güven sağlamaya uygun bir davranışta bulunması, karşı tarafın yaratılan güvene itibar etmesi, duyulan güvenin korunmaya değer olması ve güvenen kişinin bu güvene dayanarak bir tasarrufta bulunması gerekir[4].

Öğretide güvenden doğan sorumluluğun hukuki niteliği tartışmalıdır. Bir görüşe göre haksız fiil sorumluluğu kapsamında değerlendirmek mümkündür[5]; Tekinalp ise "culpa in contrahendo” sorumluluğu olarak niteler[6]. Diğer görüşe göre güven sorumluluğu eski dogmatik düşüncedeki “haksız fiil benzeri” veya “sözleşme benzeri” bir sorumluluk değil, aksine kendine özgü yasal borç ilişkisidir[7]. Kanun koyucunun bu sorumluluğu özel bir hükümle düzenlemesi karşısında güven sorumluluğunun kendine özgü (sui generis) yasal bir borç ilişkisi olduğu görüşüne öncelik verilmesi gerekir.

Şirketler Hukukunda Güvenden Doğan Sorumluluk
% 0

TTK m. 209 Uyarınca Sorumluluğun Şartları

Türk Ticaret Kanunu Anlamında Bir Şirketler Topluluğu Bulunması

Hâkim şirketin güvenden doğan sorumluluğuna gidilebilmesi için TTK bağlamında bir şirketler topluluğunun varlığı aranır. Türk hukukunda şirketler topluluğu, bir ticaret şirketinin hukuken kendisinden bağımsız bir başka ticaret şirketinin veya teşebbüsün hâkimiyeti altına girmesi durumunda ortaya çıkar.

Hâkimiyet unsurları TTK m. 195 vd. düzenlenir. Hâkim şirketin bağlı şirketin oy haklarının çoğunluğuna sahip olması, yönetiminde söz sahibi olması, hâkimiyet sözleşmesinin bulunması veya bağlı şirketi fiili hâkimiyet altında bulundurması gibi durumlar şirketler topluluğunun varlığını gösterir. Kanun koyucu hükmün kapsamını bilinçli olarak şirketler topluluğu ile sınırlı tuttuğundan, TTK m. 195 anlamında şirketler topluluğu bulunmadığı sürece TTK m. 209 uygulama alanı bulmaz.

TTK m. 209 bağlamında muhatap, şirketler topluluğu itibarını kendi bünyesinde merkezileştiren hâkim şirkettir. TTK m. 195 uyarınca, hâkim şirket veya bağlı şirketlerden en az birinin merkezi Türkiye’de ise TTK’nın şirketler topluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır.

Şirketler Topluluğu İtibarının Güven Verecek Bir Düzeye Ulaşması

TTK m. 209'un uygulanması için şirketler topluluğunun belli bir itibara sahip olması ve bu itibarın topluma veya tüketiciye güven verecek bir düzeye ulaşması gerekir. Hukuken korunmaya layık görülen güven, toplumun itibarlı topluluklara karşı duyduğu soyut içsel güven değil, hâkim şirketin belli bir iş teması içerisinde kendi davranışlarıyla karşı tarafta uyandırdığı somut güvendir[8].

TTK m. 209 gerekçesinde, her şirketler topluluğunun hükmün kapsamında olmadığı, topluluğun itibarının güven veren bir düzeye ulaşmış olması gerektiği belirtilir. Hükmün lafzı yerel bir itibara değil yaygın bir itibara vurgu yapar.

Sorumluluktan söz edebilmek için hâkim şirketin belli bir iş teması içerisinde kendi davranışlarıyla yüksek düzeyde güven uyandırması ve bu güveni hakkaniyete aykırı şekilde boşa çıkararak karşı tarafın zarara uğramasına neden olması gerekir. Topluluğun başlı başına bir kalite sembolü olması soyut bir güven olarak sorumluluğun doğmasında esas alınmaz[9].

Öğretide Battal, itibarın varlığını; hâkim şirketin kolay hatırda kalan bir adı veya markasının bulunması, halk veya tüketicinin bağlı şirkete topluluğun adına güvenerek yönelmesi gibi ölçütlerle saptar. Ankara BAM 22. Hukuk Dairesi de aynı görüşü benimser ve topluluğun faaliyetlerini ortak bir marka adı altında yürütmesi hâlinde çevredeki kişilerin bir çatı altında faaliyet gösteren birden çok işletmeden biriyle karşı karşıya olduğunu düşüneceğini belirtir[10].

Güven Veren Düzeydeki İtibarın Belli Bir İşte Kullanılması

TTK m. 209 kapsamında sorumluluğun doğabilmesi için, şirketler topluluğunun güven veren düzeye ulaşmış bir itibara sahip olması tek başına yeterli değildir. Bu itibar somut bir hukuki işlem veya belirli bir iş kapsamında fiilen kullanılmalıdır. 

Sorumluluğun merkez şartı itibarın kullanılmasıdır. Kullanma yoksa yalnızca topluluğa dahil olmak sorumluluk doğurmaz. "Bir X şirketidir / iştirakidir" gibi aidiyete ilişkin ifadelerin veya grup logosunun kullanılması tek başına yeterli değildir. İtibarın kullanılıp kullanılmadığı her somut olaya göre belirlenir; açıklanan tablolar, bilgiler ve kalite uyandırılan güvene uymuyorsa, adının kullanılmasına ses çıkarmayan hâkim şirket meydana gelen zararlı sonuçtan sorumlu tutulur.

İtibar kullanımı, üçüncü kişide somut durumla ilgili güven uyandıran ve onun eylemine etki eden bir olgudur. Bu olgu hâkim şirketin bizzat kendi davranışlarıyla gerçekleşebileceği gibi, bağlı şirketin hâkim şirketin bilgisi ve onayı dahilinde yaptığı açıklamalar yoluyla da gerçekleşebilir. 

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, TTK m. 209’un uygulanabilmesi için bağlı ortaklığın sorumluluğunun sözleşmesel olması gerektiğini, haksız fiil sorumluluğunda hâkim şirketin ayrıca sorumlu tutulamayacağını belirtir[11]. Bu yaklaşım isabetlidir; zira itibarın kullanılması sonucunda bir hukuki iş ya da işlemin vücut bulması gerekir. Güvenden doğan sorumluluk bir kusur sorumluluğu olduğundan, hâkim şirket karşı tarafta somut bir beklenti uyanmasına yol açıldığını biliyor veya bilebilecek durumda olmalıdır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020 tarihli bir kararında, somut beklentinin oluşabilmesi için zarar görene hâkim şirket veya topluluğunca sözlü veya yazılı bir güvence verilmesini, kredi mektubu veya benzer bir destek verilmesini yahut kamuoyuna yönelik ilan ve reklamlarda bağlı şirketin arkasında olunduğuna dair bir beyan verilmesini arar[12]. Topluluk itibarının belirli bir işlem temelinde somut beklenti uyandıracak şekilde kullanıldığının ispat edilmesi gerektiğini vurgular. 

Ankara BAM 22. Hukuk Dairesi ise[13] güven veren itibarın belirli veya belirlenebilir bir alanda kullanılmış olması gerektiğini ifade eder. Mahkeme, davacıya hâkim şirketçe sözlü veya yazılı bir güvence verildiğine dair kanıt bulunmaması gerekçesiyle somut olayda TTK m. 209 şartlarının oluşmadığına kanaat getirir.

Kusur ve Zarar

Hâkim şirketin sorumluluğunun doğması için kusurlu olması gerekir. Kusur, kast şeklinde olabileceği gibi, itibar unsurlarını kullanan bağlı şirketin eylemlerine sessiz kalmak şeklinde ortaya çıkan ihmal şeklinde de olabilir. Hafif ihmal dahi kusur oluşturabilir ve sözleşmesel sorumluluk rejiminde kusursuzluğun ispatına ilişkin yük hâkim şirket üzerindedir. İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi de 2021 tarihli kararında bu sorumluluğun bir kusur sorumluluğu olduğunu açıkça ifade eder[14].

Kusurla birlikte aranan diğer unsur zarardır. Bağlı şirketle hukuki ilişkide bulunan tarafın topluluğa duyduğu somut haklı güven boşa çıkmış ve zararına neden olmuşsa sorumluluk doğar. Malvarlığının güvene aykırı davranış olmasaydı içinde bulunacağı durum ile mevcut durum arasındaki fark zararın kapsamını oluşturur. 

Tacirler Bakımından Uygulanıp Uygulanamayacağı

TTK m. 18/2 uyarınca basiretli davranma yükümlülüğü altında bulunan tacirlerin şirketler topluluğuna duydukları güvenin TTK m. 209 kapsamında korunup korunamayacağı ayrıca değerlendirilir. TTK m. 209’dan en geniş ölçüde yararlanabilecek kesim tüketicilerdir; basiretli davranma yükümlülüğü gereği kendi menfaatlerini özenle gözetmesi beklenen tacirler hükmün koruma alanına ancak daha sıkı koşullar altında dahil olabilir[15]. Nitekim Ankara BAM 22. Hukuk Dairesi de 2021 tarihli kararında bu hususu teyit eder[16].

Sonuç 

TTK m. 209, güvenden doğan sorumluluğun şirketler topluluğuna özgü bir görünümüdür. Hüküm, kendine özgü yasal bir borç ilişkisi niteliği taşır. Uygulanabilmesi için öncelikle TTK m. 195 anlamında bir şirketler topluluğunun varlığı gerekir. Topluluk ilişkisi yoksa madde uygulama alanı bulmaz. Topluluğun itibarının topluma veya tüketiciye güven verecek düzeye ulaşmış olması da aranır. Bu güven soyut bir kalite algısı değildir. Hâkim şirketin somut davranışlarıyla karşı tarafta uyandırdığı haklı beklentidir.

Sorumluluğun merkez şartı, itibarın belirli bir hukuki işlem veya iş kapsamında fiilen kullanılmış olmasıdır. Salt topluluk aidiyetinin belirtilmesi tek başına yeterli görülmez. Bunun yanında hâkim şirketin kusurlu olması şarttır. Güvenin boşa çıkması sonucunda karşı tarafın zarara uğramış olması da aranır. 

Tacirler bakımından ise basiretli davranma yükümlülüğü gereği hükmün koruma alanına dahil olma koşulları daha sıkı tutulur. 

Sonuç olarak TTK m. 209, üçüncü kişilerin topluluğa olan güvenlerinin korunmasına yönelik önemli bir güvence sağlar. Ancak sorumluluğun doğması sıkı koşullara bağlıdır. Yargı kararları da bu koşulların titizlikle aranması gerektiğini ortaya koyar.

Kaynakça
  • TTK m. 209 Gerekçesi.
  • TTK m. 209 Gerekçesi.
  • Ahmet Battal, “Şirketler Topluluğunda Güvenden Doğan Sorumluluk”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2012, C. 18, S. 2, s. 245 – 254, s. 251; Abuzer Kendigelen, Türk Ticaret Kanunu Değişiklikler, Yenilikler ve İlk Tespitler, İstanbul, On İki Levha, 2011, s. 163.
  • Gül Okutan Nilsson, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’na Göre Şirketler Topluluğu Hukuku, İstanbul, On İki Levha, 2009, s. 488; Asuman Yılmaz, Türk, İsviçre ve Alman Hukuklarında Şirketler Topluluğuna Güvenden Doğan Sorumluluk, İstanbul, On İki Levha, 2010, s. 298-299.
  • Efe Dündar, Yeni Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Çok Uluslu Şirketler, Doktora Tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2013, s. 204.
  • Reha Poroy / Ünal Tekinalp / Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku II, 14. Bası, İstanbul, Vedat, 2019, s. 795.
  • Hasan Pulaşlı, “Türk Ticaret Kanunu Tasarısına Göre Şirketler Topluluğunun Temel Nitelikleri ve Hâkim Şirketin Güven Sorumluluğu”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2007, C. 11, S.1-2, s. 259 – 277, s. 269; Baran Ulaş, Sermaye Şirketlerinde Sınırlı Sorumluluk İlkesinin İstisnası Olarak Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, Ankara, Seçkin, 2020, s. 159.
  • Tekinalp, s. 600, para. 23-158; Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, s. 814.
  • Başak Şit İmamoğlu, Planlı Eskitme, Ankara, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 2020, s. 339.
  • Battal, s. 250.
  • Yargıtay 21. HD, 2017/4601 E., 2017/7189 K., 3.10.2017 tarihli kararı; Yargıtay 21. HD, 2018/59 E., 2018/458 K., 23.1.2018 tarihli kararı, Yargıtay 21. HD, 2018/1430 E., 2018/3811 K., 16.4.2018 tarihli kararı.
  • Yargıtay 11. HD, 2019/4830 E., 2020/4201 K., 19.10.2020 tarihli kararı
  • Ankara BAM 22. HD, 2018/2489 E., 2021/1119 K., 24.6.2021 tarihli kararı.
  • İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2017/189 E., 2021/301 K., 26.3.2021 tarihli kararı.
  • Battal, s. 252.
  • Ankara BAM 22. HD, 2018/2489 E., 2021/1119 K., 24.6.2021 tarihli kararı.

Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.

Diğer İçerikler

Yaratıcı hukuk çözümleri için iletişime geçin.