Pay Devri Onayının Reddi: Yargıtay Yaklaşımı

31.12.2025 Sevim Özkan

Giriş

Bu hukuk postasında, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E.2024/1865 K.2025/478 sayılı kararı[1](Karar) incelenir. Karar, anonim şirketlerde nama yazılı pay devrinin yönetim kurulu tarafından reddedilmesi, bu reddin hukuki geçerliliği ve Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 493 ve 494. maddeleri kapsamında haklı sebep kavramının değerlendirilmesi bakımından önem taşır.

Pay Devri Onayının Reddi: Yargıtay Yaklaşımı
% 0

Karara Konu Uyuşmazlık

Yargıtay önüne gelen uyuşmazlık, birleştirilen iki ayrı davadan oluşur.

Uyuşmazlığa konu olayda, davacı şirket, davalı şirket sermayesinin %21,68'ini oluşturan C grubu paylarının tamamını devretmek suretiyle ortaklıktan ayrılmak ister. Pay sahipleri sözleşmesinde öngörülen bildirim yükümlülüğü yerine getirildikten sonra üçüncü bir şirketle pay devir sözleşmesi imzalar.

Ancak daha ileri tarihli yönetim kurulu toplantısında, pay devrinin onaylanması ve pay defterine kaydedilmesi talebi oy birliğiyle reddedilir.

Birinci davada pay devrinin reddinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülür. Şirket ortağı olmayan ancak payları devralacak olan üçüncü şirket tarafından açılan ikinci davada ise, yönetim kurulu toplantısında C grubu hisselerini temsil eden üyenin bulunmaması nedeniyle yönetim kurulunun usulüne uygun teşekkül etmediği, dolayısıyla pay devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu ve yasal süre içinde[2] geçerli bir ret kararı alınmadığı ileri sürülür.

İlk Derece Mahkemesi Kararı

Davalı şirket, ortak profilinin önemli olduğunu ve esas sözleşmede bu hususa yer verildiğini savunur. Davacı şirketin daha önce yönetim kuruluna aday gösterdiği ancak seçilmeyen bir kişinin, şimdi payların devredilmek istendiği şirketin yöneticisi ve sahibi olduğunu, dolayısıyla devre konu şirketin rakip konumunda bulunduğunu belirtir. Esas sözleşmede pay sahipleri arasındaki sözleşmeye aykırı devirlerin reddedilebileceği hükmünün bulunduğunu ileri sürerek davanın reddini talep eder.

Mahkeme, davacının ortak profilinin sadece kuruluş aşamasında önemli olduğu yönündeki iddiasını kabul etmez. Şirket 2005 yılında kurulmuş olsa da esas sözleşmeye ilgili hüküm 2017 yılında eklenmiş ve davacı şirket de bu tadili onaylamıştır. Bu nedenle ortak profilinin halen önem taşıdığı sonucuna varır. Ayrıca mahkeme, TTK m. 490 uyarınca davalı şirketin esas sözleşmesinin pay devrini yönetim kurulunun oy birliği ile alacağı onay kararına bağladığını tespit eder. Somut olayda C grubu hisselerini temsil eden üye olumsuz oy kullansa bile oy birliğini sağlanamayacaktır.

Mahkeme, davalı şirketin pay devrine onay vermemesinin gerekçelerinin, pay devrinin reddi açısından önemli sebep teşkil ettiği sonucuna varmış ve bu gerekçelerle asıl ve birleşen davanın reddine karar verir. 

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı

Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına ve asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı kabulüne karar verir. Pay devrinin geçerliliğini kabul eder ve pay defterine kaydına hükmeder. Bölge Adliye Mahkemesi bu kararına aşağıdaki gerekçelere dayandırır:

Yönetim Kurulu Kararı’nın Geçerliliği

Davalı şirketin yönetim kurulunda C grubu paylarını temsil eden üye bulunmaz; zira C grubu pay sahibi davacının gösterdiği aday yerine başka bir aday seçilmiştir. Esas sözleşme uyarınca "nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması" talebinin görüşüleceği yönetim kurulu toplantısına C grubu hisselerini temsil eden üyenin katılması ve karar alması şarttır. Dava konusu nama yazılı hisse devrinin onaylanması talebi, C grubu hisseleri temsil eden üyenin bulunmadığı bir toplantıda karara bağlanmış olduğundan yok hükmündedir.

Üç Aylık Yasal Süre

TTK'nın 494/3 hükmüne göre "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır." Davalı şirket tarafından hisse devrinin onaylanması talebi usulünce reddedilmediğinden kabul edilmiş olduğu sonucuna varılır.

Esas Sözleşmede Haklı Sebep Düzenlemesi

TTK'nın 493. maddesinin gerekçesine göre, esas sözleşmeye konulacak haklı sebeplerin kanunda gösterilmiş sebeplerden olması gerekir ve haklı sebebin kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılması gerekir. Davalı şirket esas sözleşmesinde, pay sahiplerinin şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin korunması konusunda önemli bir yere sahip oldukları ifade edilir. Ancak hisse devrinin söz konusu olması halinde devre onay verilmesi için hangi koşulların aranacağı esas sözleşmede düzenlenmez.

Pay Sahipleri Sözleşmesi

Esas sözleşmede pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atıf geçerli değildir. Hisse devrine onay verilmemesini gerektiren sebepler esas sözleşmede açıkça yazılmalıdır. Pay sahipleri sözleşmesi sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği birleşen dosya davacısına karşı ileri sürülemez.

Önemli Sebep Yokluğu

Ret kararında "pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması" hususuna vurgu yapılır. Ancak bu durumun TTK m. 493 kapsamında somutlaşmadığına kanaat getirilir. Esas sözleşme, birleşen dosya davacısının hisseleri devralmasına onay verilmemesini gerektiren önemli bir neden içermez.

Yargıtay Kararı ve Karşı Oy

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, Bölge Adliye Mahkemesi kararında hukuka aykırılık bulunmadığını tespit eder ve kararı oy çokluğu ile onamıştır.

Yargıtay Dairesi'ndeki bir üye ise karara katılmayıp gerekçesini karşı oyda aşağıdaki şekilde belirtmiştir:

  • Esas sözleşmede, hisse devrinin geçerli olabilmesi için tüm hissedarların onayının alınması şartı öngörülür. Bununla birlikte, hisse devrinin reddedilmesi için aynı oy birliği şartı aranmaz. Başka bir deyişle, esas sözleşme hisse devrinin onaylanmasını oy birliğine bağlamış olsa da reddi için böyle bir koşul getirmez. Yargıtay Dairesi üyesi, bu ayrımın sözleşmenin hem lafzından hem de amacından açıkça anlaşıldığını belirterek, Bölge Adliye Mahkemesi'nin hisse devrinin reddinde de oy birliği arandığı yönündeki değerlendirmesini hatalı bulur.
  • Esas sözleşmede, şirketin ekonomik bağımsızlığı için ortakların kim olduğunun önemine vurgu yapılmış ve hisse devri bu bağlamda sınırlandırılmıştır. Daha önce C grubu pay sahibinin yönetim kurulu adaylığına önerdiği kişinin, hisselerin devredilmek istendiği şirketin ortağı olduğu tespit edilmiş. Yargıtay Dairesi üyesi, güven ilişkisi ve birlikte çalışma isteğinin önemi nedeniyle bu adayın reddedilmesinde isabetsizlik bulunmadığının kesinleştiğini vurgular ve aynı kişinin ortağı olduğu şirkete hisse devrinin reddinin de şirketin bağımsızlığı, güven ilişkisi ve rekabet gerekçeleriyle haklı sebep oluşturduğu açık olduğunu ifade eder. Şirketin rekabetini ve varlığını sürdürebilmesi için bu devir talebinin reddedilmesi haklı bir sebeptir.
  • Karşı oy açıklamasına, Bölge Adliye Mahkemesi’nin yönetim kurulu kararını hem yok hükmünde saymış olmasını hem de üç ay içinde karar alınmadığından hisse devrinin onaylanmış sayılacağını değerlendirmesine bir eleştiri getirir. Yargıtay Dairesi üyesi, bu değerlendirmenin çelişkili olduğunu ve yok sayılan bir yönetim kurulundan üç ay içinde karar beklemek fiilen imkânsız olduğunu dile getirir.

Değerlendirme ve Sonuç

Yargıtay bu kararla, nama yazılı payların devrinde şirket onayının sınırsız olmadığını ortaya koyar. TTK m. 493 uyarınca pay devrinin reddi, ancak esas sözleşmede öngörülmüş haklı bir sebebe dayanmalı veya devredene gerçek değer üzerinden devralma önerisi sunulmalıdır. Karar, anonim şirketlerde şirket menfaatleri ile pay sahiplerinin hakları arasındaki dengeye ilişkin yol gösterici niteliktedir. Karar, özellikle pay devri sınırlamalarının uygulamada sıkça tartışıldığı aile ve halka açık olmayan anonim şirketler açısından,[3] şirket menfaatleri ile pay sahiplerinin mülkiyet ve tasarruf özgürlüğü arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiğine ilişkin güçlü bir yol gösterici nitelik taşır.

Kaynakça
  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi. (2025, 3 Şubat). Esas No. 2024/1865, Karar No. 2025/478 [Karar]. Yargıtay İçtihatları. Lexpera. https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/11-hukuk-dairesi-e-2024-1865-k-2025-478-t-3-2-2025 .(05.01.2026)
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 494. maddesinin 3. fıkrasındaki düzenleme.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 493. maddesinin 1. fıkrasının gerekçesi.

Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.

Diğer İçerikler

Yaratıcı hukuk çözümleri için iletişime geçin.