Tahkim Yargılamasında Yanlış Hukukun Uygulanmasının İptal Sebebi Teşkil Etmediğine İlişkin Yargıtay Kararı
Giriş
Tahkim yargılaması, tarafların irade serbestisi çerçevesinde devlet yargısından kısmen ayrılarak uyuşmazlıklarını özel bir yargılama mekanizması aracılığıyla çözmelerine imkân tanıyan bir sistemdir. Türk hukukunda hakem kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolu, iptal davası olarak düzenlenmiştir. Yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklarda ise 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (“MTK”) uygulama alanı bulur. Yargılama usulüne ilişkin hükümler içeren MTK’da, hakem kararlarının hangi hâllerde iptal edilebileceği özel olarak ve sınırlı sayıda düzenlenmiştir.
Bu çerçevede iptal davası, klasik anlamda bir kanun yolu incelemesi olmayıp, hakem kararının esasa ilişkin doğruluğunu denetleyen bir mekanizma niteliği taşımaz. Aksine, iptal denetimi tahkim yargılamasının temel usuli güvencelere uygun yürütülüp yürütülmediği ile sınırlıdır.
Bununla birlikte, uygulamada en çok tartışma yaratan hususlardan biri, hakemin uyuşmazlığa uygulanacak maddi hukuku hatalı belirlediği veya yanlış uyguladığı iddialarının iptal sebebi teşkil edip etmeyeceğidir. Özellikle tarafların uygulanacak hukuku açıkça belirlediği durumlarda, hakemin bu hukuka aykırı değerlendirme yapmasının yetki aşımı veya usule aykırılık kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği uygulamada ve öğretide farklı yaklaşımlara konu olmuştur.
Bu bağlamda, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 10.04.2025 tarihli ve E. 2024/6541, K. 2025/2304 sayılı kararı[1] (“Karar”), hakemin maddi hukuku yanlış uygulamasının iptal sebebi teşkil edip etmeyeceği sorusuna güncel tahkim sistemi çerçevesinde verilen açık ve net bir yanıt niteliğindedir.
Karara Konu Olay ve Yargılama Süreci
İncelemeye konu uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan ve sözleşme metninde “satış sözleşmesi” olarak adlandırılan iki sözleşmeden kaynaklanan ihtilafın, ICC nezdinde yürütülen tahkim yargılaması sonucunda verilen hakem kararının iptali istemine ilişkindir.
Tahkim şartı uyarınca başlatılan yargılamada, ICC Tahkim Kurumu tarafından atanan tek hakem tarafından yapılan inceleme neticesinde, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin satım sözleşmesi niteliğinde olduğu kabul edilmiş ve sözleşme kapsamında yapılan peşin ödemenin, ifanın gerçekleşmemesi nedeniyle iadesine karar verilmiştir.
Davacı taraf, hakemin uyuşmazlığı çözerken taraflarca seçilen Türk hukuku yerine Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (“CISG”) hükümlerini uyguladığını, tarafların CISG’nin uygulanacağına dair açık bir irade ortaya koymadıklarını ve bu nedenle hakemin Türk Borçlar Kanunu hükümlerini uygulaması gerekirken CISG’e dayanmasının taraf iradesine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Davacıya göre sözleşmelerin gerçek niteliği satım değil; imalat, montaj, tefriş ve uygulama unsurlarını da içeren bir eser veya karma sözleşmedir. Davacı, bu nedenle uyuşmazlığa CISG hükümlerinin uygulanmasının isabetli olmadığını iddia etmektedir.
Davacı ayrıca, hakem kararında gerekçenin yetersiz olduğunu, savunmalarının gereği gibi değerlendirilmediğini ve kararın kamu düzenine aykırı olduğunu ileri sürerek MTK m. 15/A kapsamında iptal talebinde bulunmuştur. Buna karşılık davalı taraf, hakem kararının hukuka uygun olduğunu, sözleşmelerin niteliği, uygulanacak hukuk ve tahkim usulü bakımından ileri sürülen iptal sebeplerinin somut olayda gerçekleşmediğini savunmuştur.
Uyuşmazlığı ilk derece mahkemesi sıfatıyla inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, iptal denetiminin sınırlı niteliğini vurgulayarak hakem kararlarının maddi hukuk yönünden yeniden değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. Mahkeme, tarafların Türk hukukunu seçmiş olmalarının, bu hukukun bir parçası olan CISG hükümlerinin uygulanmasını dışlamadığını; ayrıca tarafların sözleşmelerde CISG’nin uygulanmayacağına ilişkin bir istisna öngörmemiş olmaları karşısında CISG’nin uygulanmasının mümkün olduğunu ifade etmiştir. Bunun yanında, sözleşmenin ağırlıklı ediminin mal temini ve teslimi olması nedeniyle ilişkinin satım sözleşmesi olarak nitelendirilebileceğini kabul etmiş ve bu hususların kamu düzenine aykırılık teşkil etmediği sonucuna ulaşarak iptal talebinin reddine karar vermiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarını reddetmiş ve kararı onamıştır. Bu yönüyle Karar, tahkim yargılamasında iptal denetiminin sınırlarını açık biçimde ortaya koyan önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.
İptal Denetiminin Sınırları ve Maddi Hukuk Denetiminin Dışlanması
MTK m. 15/A’da düzenlenen iptal sebepleri, tahkim yargılamasının doğasına uygun olarak sınırlı sayıda öngörülmüştür. Bu sınırlı sistem, iptal davasının bir temyiz mekanizmasına dönüşmesini engellemeyi amaçlar.
Bu kapsamda iptal denetimi, tahkim yargılamasının temel usuli güvencelere uygun yürütülüp yürütülmediği ile sınırlıdır. Başka bir ifadeyle, iptal davasında incelenebilecek hususlar; tarafların eşitliği, hukuki dinlenilme hakkı, tahkim anlaşmasının geçerliliği, hakemlerin yetkisi ve kamu düzenine aykırılık gibi temel konularla sınırlıdır. Maddi hukuk kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığı ise kural olarak bu denetimin dışında bırakılmıştır.
Bu nedenle iptal davasında mahkeme, uyuşmazlığın esasına yeniden girerek hakem kararının maddi hukuk bakımından doğruluğunu denetlemez, yalnızca kanunda sayılan sınırlı iptal sebeplerinin bulunup bulunmadığını inceler.
Bu yaklaşım, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (“HUMK”) döneminde benimsenen ve hakemlerin maddi hukuka aykırı karar vermesini yetki aşımı olarak değerlendiren anlayıştan önemli ölçüde farklıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 28.01.1994 tarihli, 1993/4 E., 1994/1 K. sayılı kararında[2] (“İçtihadı Birleştirme Kararı”), tarafların uyuşmazlığın maddi hukuk kurallarına göre çözümlenmesini kararlaştırmaları hâlinde, hakemlerin bu kurallara aykırı karar vermelerinin temyiz sebebi oluşturabileceği kabul edilmiştir. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve MTK ile benimsenen modern tahkim sistemi, bu yaklaşımı terk etmiş ve iptal sebeplerini dar yorumlanan, sınırlı bir çerçevede düzenlemiştir.
Hakem Kararının Maddi Hukuka Aykırılık Sebebiyle İptal Edilemeyeceği Yaklaşımının Değerlendirilmesi
Karar’da davacının temel iddiası, hakemin uyuşmazlığa uygulanacak maddi hukuku hatalı belirlediği ve bu suretle yetkisini aştığı yönündedir. Buna karşılık Bölge Adliye Mahkemesi, bu iddianın iptal davası kapsamında değerlendirilemeyeceğini açıkça ortaya koymuş, hakem kararlarının maddi hukuk yönünden denetlenmesinin kural olarak mümkün olmadığını vurgulamıştır. Bu çerçevede, tarafların adil yargılanma haklarının veya temel usul güvencelerinin ihlal edilmediği durumlarda, maddi hukuk kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığının iptal davası yoluyla incelenemeyeceği kabul edilmiştir.
Kararda ayrıca, HUMK dönemine ait İçtihadı Birleştirme Kararı’nın güncel sistemde uygulama alanı bulamayacağına işaret edilmesi de dikkat çekicidir. Nitekim İçtihadı Birleştirme Kararı’nda, tahkimin yargısal yönünü ön plana çıkaran bir yaklaşım benimsenmiş, tarafların uyuşmazlığın maddi hukuk kurallarına göre çözülmesini kararlaştırmaları hâlinde hakemlerin bu kurallar çerçevesinde karar vermekle bağlı oldukları kabul edilmiştir. Tarafların maddi hukukun uygulanmasını öngörmek suretiyle hakemlerin yetkisini sınırlandırdığı, dolayısıyla hakemlerin maddi hukuk kurallarına aykırı karar vermelerinin, bu sınırın aşılması anlamına geleceği ifade edilmiştir. Bu doğrultuda, İçtihadı Birleştirme Kararı’nda maddi hukuk kurallarına aykırılık, hakemlerin yetkilerini aşması kapsamında değerlendirilmiş ve temyiz sebebi olarak kabul edilmiştir.
Ancak bu yaklaşım, hakem kararlarının devlet mahkemeleri tarafından kapsamlı bir maddi hukuk denetimine tabi tutulması sonucunu doğurmakta olup, tahkim yargılamasının nihailiği ile bağdaşmamaktadır. Nitekim iptal müessesesinin tarihi gelişimi ve işlevi dikkate alındığında, hakem kararlarının denetimi ile yabancı mahkeme ve hakem kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin denetim anlayışı arasında belirgin bir paralellik bulunduğu görülmektedir. Bu çerçevede devlet mahkemeleri, kararın esasa uygunluğunu denetlemekten ziyade, yargılamanın temel usuli güvencelere uygun yürütülüp yürütülmediğini ve kararın kamu düzenine aykırı olup olmadığını incelemekle yetinmektedir.
Bu nedenle, modern tahkim hukukunda hakem kararlarının maddi hukuka uygunluğunun denetlenmesi kabul edilmemekte, iptal denetimi yalnızca sınırlı ve istisnai hâllerle sınırlandırılmaktadır. Nitekim Karar’da da HUMK dönemine ait İçtihadı Birleştirme Kararı’nın yaklaşımının güncel sistemde uygulama alanı bulunmadığı açıkça ortaya konulmuştur. Bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesi, hakemin maddi hukuk uygulamalarının kural olarak denetlenemeyeceğini; tarafların adil yargılanma hakları veya diğer temel usul güvenceleri ihlal edilmediği sürece, maddi hukuk kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığının iptal davası yoluyla incelenemeyeceğini açıkça vurgulamıştır.
Bunun yanı sıra, tarafların tahkim anlaşmasında Türk hukukunu seçmiş olmalarının, Türk hukukunun bir parçası olan CISG hükümlerinin uygulanmasını da kapsadığı kabul edilmiştir. Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca usulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmaların kanun hükmünde olması ve CISG’nin sözleşmede açıkça dışlanmamış olması karşısında, hakemin bu sözleşmeyi uygulamasının tek başına hukuka aykırılık veya yetki aşımı olarak değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.
Karar, hakem kararının maddi hukuka aykırı olduğu iddiasının tek başına iptal sebebi teşkil etmeyeceğini ve HUMK döneminde benimsenen geniş denetim anlayışının güncel tahkim sisteminde geçerliliğini yitirdiğini ortaya koymaktadır.
Doktrindeki Tartışmalar
Hakemin maddi hukuku yanlış uygulamasının iptal sebebi teşkil edip etmeyeceği hususu, öğretide farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bir görüş, iptal sebeplerinin sınırlı olduğunu ve maddi hukuk denetiminin bu kapsamda yer almadığını savunarak dar yorum yaklaşımını benimsemektedir. Bu görüşe göre, tahkim yargılamasının etkinliği ve nihailiği ancak bu şekilde korunabilir.
Buna karşılık, diğer bir görüş, tarafların uygulanacak hukuku belirlemiş olmaları hâlinde hakemin bu seçime aykırı davranmasının yetki aşımı veya esasa etkili usule aykırılık olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşım, taraf iradesinin korunmasını ön plana çıkarmakta ve hakemin seçilen hukuka bağlı olması gerektiğini vurgulamaktadır.
Bu çerçevede, öğretide ileri sürülen geniş yorum yaklaşımına karşılık, incelediğimiz Karar’da iptal sebeplerinin dar yorumlanması gerektiği yönündeki yaklaşımı benimsediği görülmektedir. Nitekim Karar’da, hakemin maddi hukuku yanlış uyguladığı iddiasının iptal davası kapsamında değerlendirilemeyeceği açıkça ifade edilmiştir.
Sonuç
Sonuç olarak Karar, tahkim yargılamasında iptal denetiminin sınırlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna göre, hakemin maddi hukuku yanlış uygulaması, tek başına hakem kararının iptalini gerektiren bir sebep değildir. İptal davası, hakem kararının doğruluğunu denetleyen bir mekanizma olmayıp, yalnızca yargılamanın temel usuli güvencelere uygun yürütülüp yürütülmediğini inceleyen sınırlı bir denetim yoludur.
Bu çerçevede, ancak adil yargılanma hakkının ihlali, hukuki dinlenilme hakkının zedelenmesi veya kamu düzenine açık aykırılık gibi ağır ihlaller iptal sebebi olarak kabul edilebilir. Maddi hukuk kurallarının yanlış uygulanması ise bu kapsamda değerlendirilmemektedir.
Bu yönüyle Karar, iptal denetiminin sınırlarını somutlaştırmakta ve hakem kararlarının maddi hukuk yönünden denetlenemeyeceği yönündeki yaklaşımı açıkça teyit etmektedir.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/6541, K. 2025/2304, T. 10.04.2025.
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, E. 1993/4, K. 1994/1, T. 28.01.1994.
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.