Sermaye Piyasası Uyuşmazlıkları ve Tahkim

31.05.2025 Melis Uslu

Giriş

Tahkime elverişlilik, belirli bir uyuşmazlık konusunun tahkim yoluyla çözüme elverişli olup olmadığının tespitini ifade eder ve uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde tahkimin temel bir yönünü oluşturur. Bu kavram, tahkimin temel ilkelerinden biri olan irade serbestisi ile kamu yararının veya emredici hukuk kurallarının korunması gerekliliği arasında hassas bir denge kurar. Tahkim, ticari uyuşmazlıkların çözümünde etkili ve esnek bir mekanizma olarak görev yapsa da kapsamı sınırsız değildir. Bazı konular, genel olarak kamu düzeni veya üçüncü kişi hakları gibi unsurları içeren konular, birçok hukuk sistemi tarafından “tahkime elverişli olmayan” konular arasında değerlendirilmekte ve böylece özel hukuk sözleşmelerini aşan hukuki ilkelerin korunması amaçlanmaktadır.

Bu hukuk postası makalesi, farklı ulusal yaklaşımları inceleyerek sermaye piyasası uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliğini irdelemeyi amaçlamaktadır. Odak noktası olarak ise Amerikan hukuku ve Türk hukuku esas alınmaktadır. Makale ayrıca, sermaye piyasası uyuşmazlıklarının tahkim yoluyla çözümünün avantajları ve eleştirilerine de yer vererek, finansal düzenleme ile özel uyuşmazlık çözüm yolları arasındaki bu kesişimin gelişen doğasına ışık tutmaktadır[1] .

Sermaye Piyasası Uyuşmazlıkları ve Tahkim
% 0

Tahkime Elverişlilik ve Tahkime Elverişsizlik Kavramları

Tahkime elverişlilik kavramı, hangi tür uyuşmazlık konularının tahkime konu olup olamayacağı sorusuna işaret eder. Birçok ülkede tahkime ilişkin mevzuat veya yargı kararları, bazı uyuşmazlık türlerinin tahkime uygun olmadığını açıkça belirtir; bu tür konular “tahkime elverişli olmayan” konular olarak adlandırılır. Bazı hukuk sistemlerinde bu durum, “nesnel tahkime elverişlilik” veya “konu bakımından tahkime elverişlilik” olarak anılırken, diğerlerinde “tahkime elverişsizlik doktrini” olarak ifade edilir.

Tahkime Elverişliliğe Uygulanacak Hukuka İlişkin Doktrindeki Yaklaşımlar

Ulusal hukuk sistemleri, hangi konuların tahkime elverişli sayılacağı konusunda önemli ölçüde farklılık göstermektedir ve bu farklılık, tahkime elverişlilik konusundaki hangi hukuk sisteminin görüşünün üstün tutulması gerektiği sorusunu gündeme getirmektedir. Tahkim yeri hukuku, tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuk ve tenfiz makamının hukuku, her biri farklı sonuçlar doğurabilecek nitelikte hukuki etkiler ortaya koymaktadır.

Bazı yazarlar, tahkimin hem fiziksel hem de hukuki olarak oraya bağlı olması nedeniyle, tahkim yeri hukukunun tahkime elverişliliğe uygulanması gerektiğini savunmaktadır. Ancak bu yaklaşım sıklıkla reddedilmektedir; zira tahkim yerinin uyuşmazlıkla bağlantısı çok az olabilir. Bazı yazarlar ise, hakem heyetinin, muhtemel tenfiz devletinin hukukuna göre tahkime elverişliliği değerlendirmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Tenfiz sürecine ilişkin uygulamada, çoğu ulusal mahkeme tahkime elverişsizlik meselesine kendi hukuklarını uygulamaktadır[2] . Bazı görüşler, tarafların tahkim anlaşmalarına uygulanmak üzere seçtiği maddi hukukun, tahkime elverişlilik meselesine de uygulanması gerektiğini savunmaktadır. Bu yaklaşım, irade serbestisine uyumlu olarak değerlendirilebilir. Ancak diğer hukuk sistemlerinin emredici kurallarıyla çatışma riski taşımaktadır.

Sermaye Piyasası Uyuşmazlıkları ve Tahkim Uygulaması

Sermaye piyasası uyuşmazlıkları, çoğunlukla bireysel yatırımcılar, aracı kuruluşlar veya finansal kuruluşlar arasında ortaya çıkan çeşitli finansal ilişkilere dayalı olarak meydana gelebilir. Sermaye piyasası uyuşmazlıkları, yetkisiz alım satım işlemleri yapılması, komisyon amacıyla aşırı işlem gerçekleştirilmesi, gözetim veya sadakat yükümlülüklerinin ihlali gibi iddialara ilişkin olabilir. Uyuşmazlıklar ayrıca, izahnamelerde yanıltıcı veya eksik bilgi verildiği yönündeki iddialar, teklif şartlarının yasal veya düzenleyici gerekliliklere uygun olup olmadığına dair ihtilaflar ya da hisse değerlemesine veya teklif fiyatının adil olup olmadığına ilişkin anlaşmazlıklar bağlamında da ortaya çıkabilir[3] .

Amerikan Yaklaşımı

Amerika Birleşik Devletleri’nde sermaye piyasası uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliği, yatırımcı koruması ile tahkimin etkili bir uyuşmazlık çözüm mekanizması olarak giderek daha fazla benimsenmesi arasındaki gerilim doğrultusunda önemli bir evrim geçirmiştir. Başlangıçta, Amerikan mahkemeleri, özellikle 1929 borsa çöküşünün ardından yürürlüğe giren yatırımcı koruma amaçlı düzenlemeler olan 1933 Menkul Kıymetler Kanunu ve 1934 Menkul Kıymetler Borsası Kanunu’nun koruyucu amacının tahkim yoluyla zayıflatılabileceği endişesi nedeniyle, menkul kıymet uyuşmazlıklarında tahkime karşı şüpheci bir yaklaşım sergilemişlerdir[4]

Wilko v. Swan (1953) davası[5] , bu temkinli yaklaşımın tipik bir örneğini teşkil etmektedir. Amerikan Yüksek Mahkemesi, 1933 Menkul Kıymetler Kanunu kapsamında ileri sürülen talepler bakımından tahkim şartlarının uygulanamayacağına hükmetmiş; tahkim şartlarının, 1933 Menkul Kıymetler Kanunu uyarınca yatırımcılara tanınan hakları geçersiz kılamayacağını vurgulamıştır.

Ancak bu sınırlayıcı tutum, Scherk v. Alberto-Culver Co. (1974) davasıyla[6] birlikte değişmeye başlamıştır. Bu davada Mahkeme, ABD merkezli bir şirket ile yabancı bir taraf arasında akdedilmiş tahkim anlaşmasını geçerli sayarak, söz konusu uyuşmazlığı tamamen yerel uyuşmazlıklardan ayrıştırmıştır.

Önemli bir dönüm noktası ise Shearson/American Express Inc. v. McMahon (1987) davasında[7] gerçekleşmiştir. Bu kararda Mahkeme, 1934 Menkul Kıymetler Borsası Kanunu kapsamındaki taleplerin tahkime elverişli olduğuna hükmetmiştir. Karar, Federal Tahkim Kanunu’nun tahkimi teşvik eden güçlü politikasına vurgu yapmış; tahkimin yatırımcı koruması ile bağdaşmadığı yönündeki önceki endişeleri ortadan kaldırmış ve Wilko kararını fiilen hükümsüz bırakmıştır. Mahkeme, tahkim şartlarının esaslı haklardan feragat anlamına gelmediğini, yalnızca bu hakların ileri sürüleceği yargı merciinin değiştirildiğini belirtmiştir.

Bu karar, kurumsal reforma katkıda bulunmuş ve FINRA[8] gibi kuruluşların tahkim usullerini geliştirmelerine yol açmıştır. Günümüzde birçok Amerikan aracı kurum sözleşmesinde ve yatırım danışmanlığı sözleşmelerinde müşteri ile aracı kurum veya yatırım danışmanı arasındaki herhangi bir uyuşmazlığın genellikle FINRA Uyuşmazlık Çözümü denetiminde tahkim yoluyla çözülmesini zorunlu kılan hükümler yer almaktadır. FINRA’nın Uyuşmazlık Çözüm İstatistikleri, menkul kıymetlere ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde tahkimin artan kullanımını ortaya koymaktadır. Buna göre, 2024 yılında toplam 2312 dava açılmış ve 2855 dava sonuçlanmıştır. Müşteri tahkimlerinde yer alan en yaygın 10 uyuşmazlık konusu şu şekildedir: 1173 dava ile güven yükümlülüğünün ihlali, 1052 dava ile ihmal, 978 dava ile denetim eksikliği, 966 dava ile gerçeğe aykırı beyan, 933 dava ile sözleşmenin ihlali, 795 dava ile uygunluk, 790 dava ile olguların saklanması, 627 dava ile dolandırıcılık, 321 dava ile Blue-Sky Yasalarının ihlali ve 296 dava ile manipülasyondur[9] .

Türk Hukukunda Sermaye Piyasaları ve Tahkime İlişkin Hukuki Çerçeve

Sermaye piyasası uyuşmazlıklarının tahkime elverişli olup olmadığı meselesi, uyuşmazlığın konusu üzerinde tarafların serbestçe tasarruf edebilip edememesine bağlıdır. Türk hukukunda, bu ilke, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Milletlerarası Tahkim Kanunu'nda ortaya konan kriterlerle örtüşmektedir. Her iki hukuki düzenleme de tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği konulara ilişkin uyuşmazlıkların tahkime elverişli olmadığını kabul etmektedir.

Türk hukukunda, sermaye piyasalarında tahkime ilişkin olarak öne çıkan üç adet öne çıkan çerçeve düzenleme bulunmaktadır.

Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği (“TSPAKB”) üyeleri arasında veya üyeleri ile müşterileri arasında borsa işlemleri dışındaki sermaye piyasası faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların TSPAKB Tahkim Kuralları (“TSPAKB Tahkim Kuralları”) uyarınca tahkimle çözüleceği taraflarca yazılı olarak kararlaştırılırsa söz konusu ihtilaflar bu kurallar uyarınca çözülür. TSAKB Tahkim Kuralları m. 32 uyarınca hakem kararları kesinleştikten sonra icra edilir. Hakem heyeti kararlarına karşı temyiz yolu açıktır. TSAKB Tahkim Kurallarında yer almayan hususlarda Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Milletlerarası Tahkim Kanunu uygulanır.

Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği (“TSPB”) Müşteri Uyuşmazlıkları Hakem Heyeti, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m.74(2)(g) ve Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği Müşteri Uyuşmazlıkları Hakem Heyeti Yönergesi uyarınca TSPB bünyesinde kurulmuş bir komitedir.

Bu komite, sermaye piyasası faaliyetlerinden kaynaklanan (borsa işlemleri hariç) zarar, kayıp veya tazminat taleplerine ilişkin uyuşmazlıkları, sermaye piyasası faaliyeti yürüten TSPB üyeleri (örneğin aracı kuruluşlar, bankalar, portföy yönetim şirketleri ve yatırım kuruluşları) ile müşterileri arasında ya da TSPB üyelerinin kendi aralarında değerlendirir.

Buna göre, i) hakkında halihazırda yargı mercilerine veya tüketici hakem heyetlerine başvurulmuş uyuşmazlıklar veya ii) sermaye piyasası faaliyetleri kapsamı dışında kalan uyuşmazlıklar veya iii) hakkında iflas, tasfiye veya faaliyetlerini tamamen durdurma kararı bulunan TSPB üyelerine ilişkin uyuşmazlıklar veya iv) hukuken suç olarak tanımlanan fiillerle ilgili uyuşmazlıklar TSPB Sekretaryası tarafından doğrudan reddedilmektedir.

TSPB bünyesinde ilk aşamada, aşağıdaki alanlarda ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümüne yönelik hakem heyetleri oluşturulmuştur: aracılık faaliyetleri, portföy yönetimi ve kolektif yatırım araçları, kaldıraçlı alım satım işlemleri.

İlgili mevzuatta, tahkim komitesinin uyuşmazlıkları çözme yetkisini zorunlu kılan herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Buna ek olarak, yargı mercilerine veya tüketici hakem heyetlerine halihazırda intikal etmiş uyuşmazlıklar, sekretarya tarafından reddedilen uyuşmazlıklar arasında yer aldığından hakem heyetinin uyuşmazlık çözme yetkisinin ihtiyari nitelikte olduğu kabul edilmektedir.

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m.70/1 ve Borsa İstanbul A.Ş. (“Borsa İstanbul”) Uyuşmazlık Komiteleri Çalışma Usul ve Esasları Yönergesi (“BIST Yönergesi”) uyarınca Borsa İstanbul, borsada işlem yapma yetkisine sahip yatırım kuruluşları arasında ya da bu kuruluşlar ile müşterileri arasında borsa işlemlerinden doğan uyuşmazlıkları çözmeye yetkilidir.

Buna göre, bir uyuşmazlığın bu mekanizma kapsamında değerlendirilebilmesi için, borsada işlem yapma yetkisine sahip kurumlar arasında ya da bu kurumlar ile müşterileri arasında doğmuş olması ve özellikle borsa işlemlerine ilişkin olması gerekmektedir. 

BIST Yönergesi’ne göre borsa işlemi; alım satım emirlerinin borsaya iletilmesi, bu emirlerin borsa kurallarına göre eşleştirilmesi ve bu surette gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yükümlülüklerin borsanın ve ilgili takas ve saklama kuruluşlarının düzenlemelerinde belirtilen yöntemlerle ve süreler içerisinde yerine getirilmesi olarak tanımlanır.

BIST Yönergesi’nin 5. maddesi, tarafların uyuşmazlığın çözümü için yargı mercilerine veya tahkime başvurma haklarını saklı tuttuklarını hükme bağlamaktadır. Ayrıca, şikâyetin geri çekilmesi, tarafların uzlaşmaya varması ya da tahkim veya yargı yoluna başvurulması hâlinde, dosya komitenin gündeminden düşürülmektedir.

Uyuşmazlığa ilişkin karar, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu tarafından verilmektedir. Kararda belirtilen tutarın belirli bir eşiği aşması hâlinde, bu karara karşı Sermaye Piyasası Kurulu nezdinde itiraz edilebilmesi mümkündür. Sermaye Piyasası Kurulu’nun söz konusu uyuşmazlık hakkında verdiği karar kesindir. Yine de BIST Yönergesi’nin 15. maddesi uyarınca, Kurul’un kararına karşı idari yargı önünde iptal davası açılması mümkündür.

Sonuç

Sermaye piyasası uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliği, irade serbestisi ile düzenleyici denetim arasındaki karmaşık ilişkiye bir örnek teşkil etmektedir. Küresel finansal sistemin giderek daha karmaşık ve birbirine bağlı hâle gelmesiyle birlikte, sermaye piyasası uyuşmazlıklarının çözümünde tahkimin rolü genişlemeye devam etmektedir.

Tahkimin etkinliği ve maliyet verimliliği, onu sermaye piyasası uyuşmazlıklarında bir dava yolu olarak cazip bir alternatif hâline getirmektedir. Tahkim yargılamaları genellikle daha hızlıdır ve usul bakımından daha az külfetlidir. Bu da karmaşık finansal meselelerin, yargılamada uzun gecikmeler olmaksızın çözümlenmesini mümkün kılar. Hakemler, çoğu zaman finans veya hukuk alanındaki uzmanlıklarına göre seçildiklerinden her bir uyuşmazlığın özel koşullarına uygun bilinçli ve nitelikli kararlar verebilmektedirler.

Kaynakça
  •  Gary B. Born: International Commercial Arbitration, Kluwer Law International, 2021, s. 1029.
  • Fouchard Gaillard Goldman, International Commercial Arbitration, Kluwer Law International B.V., 1999, s. 330
  • Hans van Houtte:'Arbitration Involving Securities Transactions', in William W. Park (ed), Arbitration International, (© The Author(s); Oxford University Press 1996, Volume 12, Issue 4), s. 405.
  • Barraclough, A., & Waincymer, J. M., “Mandatory rules of law in international of commercial arbitration”, Melbourne Journal of International Law, 6(2), 2005, s. 240.
  • 346 U.S. 427 (1953).
  • 417 US. 506 (1974).
  • 482 U. S. 220 (1987).
  • 30 Temmuz 2007 tarihinde ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’nun (SEC) onayıyla, kâr amacı gütmeyen Finansal Endüstri Düzenleme Kurumu (FINRA) kurulmuştur. FINRA, ABD'deki aracı kurumlar için bir özdenetim kuruluşu olup, federal hukuk kapsamında üye firmalarını denetlemekle sorumludur.
  • https://www.finra.org/arbitration-mediation/dispute-resolution-statistics#arbitrationstats

Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.

Diğer İçerikler

Yaratıcı hukuk çözümleri için iletişime geçin.