Türk Mevzuatında Menkul Kıymetleştirmeler
Giriş
En temel biçimiyle, menkul kıymetleştirme, likit olmayan varlıkların veya hakların bir araya getirilerek, alıp satılabilir ve faiz getiren finansal araçlara dönüştürülmesi ve bu araçların sermaye piyasası yatırımcılarına satılması sürecidir.
Türk hukuku özelinde menkul kıymetleştirme, kaynak kuruluş tarafından bir kredi ilişkisinden kaynaklanan alacakların veya hakların, “havuzlanarak” teminat gösterilme veya özel amaçlı bir kuruluşa devri suretiyle menkul kıymetlere dönüştürülme süreci olarak tanımlanabilir.
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (“SPKn”) ve ilgili ikincil düzenlemeler çerçevesinde, menkul kıymetleştirme işlemleri, ihraç yoluyla finansman sağlamak için kullanılan finansal yöntem bakımından farklılık göstermekte olup, bilanço içi (on-balance sheet) ve bilanço dışı (off-balance sheet) olarak iki farklı yapıda ele alınmaktadır.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (“BDDK”) tarafında ise menkul kıymetleştirmeler “geleneksel menkul kıymetleştirme” ve “sentetik (yapay) menkul kıymetleştirme” olarak sınıflandırılmaktadır.
Sermaye Piyasaları Mevzuatı uyarınca Menkul Kıymetleştirmeler
SPKn ve ilgili ikincil düzenlemeler çerçevesinde, menkul kıymetleştirme işlemleri esas olarak aşağıdaki mevzuat kapsamında ele alınmaktadır:
- Seri: III-59.1 — Teminatlı Menkul Kıymetler Tebliği (III-59.1) (“TMK Tebliği”)
- Seri: III-58.1 — Varlığa veya İpoteğe Dayalı Menkul Kıymetler Tebliği (III-58.1) (“VİDMK Tebliği”)
TMK Tebliği, ihraççının genel yükümlülüğü niteliğinde olan ve teminat varlıklar karşılık gösterilerek bankalar veya diğer finans kuruluşları tarafından ihraç edilen borçlanma aracı niteliğinde sermaye piyasası aracı olan teminatlı menkul kıymet ihraçlarını düzenler. Bu tip menkul kıymetleştirmelerde, teminat varlıklar kaynak kuruluşun bilançosunda yer alan ayrıştırılmış bir havuzda tutulup (ringfenced cover pool), TMK sahipleri ve teminat havuzunun korunması amacıyla yapılmış olan sözleşmelerin karşı taraflarının alacaklarına özgülenir. İhraççının toplam yükümlülüklerini kısmen veya tamamen yerine getirememesi durumunda, alacağı teminat varlıklarla karşılanmayan TMK sahipleri ve teminat varlıkların korunması amacıyla yapılmış olan sözleşmelerin karşı tarafları teminat varlıkların tahsil edilmesini beklemeksizin ihraççının diğer malvarlığına başvurabilir.
VİDMK Tebliği ise, teminat varlıkların gerçek satış (true sale) yöntemiyle bir bedel karşılığında, kurucusundan bağımsız şekilde yönetilen iflas korumalı (bankruptcy remote) özel amaçlı bir kuruluşa (special purpose vehicle veya “SPV”) devredilerek kesin olarak bilanço dışına çıkarıldığı ve SPV tarafından varlığa veya ipoteğe dayalı olarak çıkartılabilen menkul kıymetlerin (asset backed securities veya mortgage backed securities) ihraç edildiği yapılandırılmış finansman işlemlerinin hukuki rejimini düzenler.
Bu iki ana tebliğden başka, Türk sermaye piyasaları hukukunda menkul kıymetleştirme işlemlerini düzenleyen III-61/B.1 sayılı Projeye Dayalı Menkul Kıymetler Tebliği gibi spesifik tebliğler de mevcuttur.
Tüm menkul kıymetleştirmelere ortak bir nokta olarak, kullanılan varlık havuzu, uygulamada “referans portföy” veya “teminat havuzu” olarak adlandırılmakta olup, homojen veya heterojen yapıda varlıklardan oluşabilir. Teminat havuzunu oluşturan varlıklar, ticari krediler, ipotekli krediler, araç kredileri, kredi kartı alacakları, çeşitlendirilmiş ödeme hakları veya bir banka ya da finansal kuruluşun (“Kaynak Kuruluş”) oluşturduğu diğer kredi türlerini içerebilir. Bunu yanı sıra “ikame varlıklar” (substitute assets) olarak ilgili mevzuatta yer verilen likit finansal enstrümanlar da teminat havuzuna dahil edilebilir.
Türk sermaye piyasalarında bugüne dek ağırlıklı olarak teminatlı menkul kıymetleştirme işlemleri gerçekleşmiş olmakla beraber, tahsisli satış yoluyla satılmış varlığa dayalı menkul kıymetleştirme işlemleri de mevcuttur. Ayrıca Türk bankaları rutin olarak çeşitlendirilmiş ödeme hakları (diversified payment rights veya “DPR”) menkul kıymetleştirmelerine de başvurabilmekte ve çoğunlukla uluslararası finans kuruluşlarından fonlama temin edebilmektedir. Tüm bunlara ilaveten, Türk bankaları, 2018-2020 yılları arasında, ipotek teminatlı menkul kıymetlere dayalı varlığa dayalı menkul kıymet ihraçları da gerçekleştirmiş ve Türk sermaye piyasalarının derinleşmesine katkıda bulunmuşlardır.
Bankacılık Mevzuatı uyarınca Menkul Kıymetleştirmeler
BDDK “menkul kıymetleştirme”yi, maruz kalınan bir riskle veya risk havuzuyla bağlantılı kredi riskinin en az iki farklı katmanlı dilimlere (tranşlara) ayrıldığı, ödemelerin taşınan riskin veya risk havuzunun performansına bağlı olduğu ve kayıp dağılımının bu dilimlerin sıralamasıyla belirlendiği menkul kıymet ihracı olarak tanımlanmaktadır. Geniş kapsamlı bu tanım, Basel Sermaye Uzlaşısı ile de uyumludur. Bu kapsamda Basel II, banka sermayesinin risk ağırlıklı varlıklara oranını ifade eden asgari sermaye yeterliliği standart rasyosunun (SYSR) hesaplanması kapsamında menkul kıymetleştirme işlemlerine uygulanacak kurallar bütününü “menkul kıymetleştirme çerçevesi” olarak adlandırmıştır. Söz konusu çerçeve 2008 finansal krizinin etkileriyle yeniden gözden geçirilmiş ve Basel III kapsamında yenilenmiştir. Çerçeveye son revizyonlar 2020 yılı itibariyle, uygulama tarihi 2023’ten itibaren olacak şekilde, yapılmış ve donuk alacakların menkul kıymetleştirilmesine ilişkin yeni kurallar eklenmiştir.
BDDK’nın 2019 sonrası düzenlemelerle, Basel III ile büyük ölçüde uyumlu hale gelen mevzuatında geleneksel ve sentetik (yapay) olarak iki tür menkul kıymetleştirmeye yer verilmiştir.
Geleneksel menkul kıymetleştirme
BDDK mevzuatında “geleneksel menkul kıymetleştirme”, menkul kıymetleştirmeye konu varlıkların sahipliğinin, menkul kıymetleri ihraç eden özel amaçlı menkul kıymetleştirme şirketine, ihraç edilen menkul kıymetlere ilişkin ödemeler menkul kıymetleştirme kurucusu bankanın yükümlülüğünde olmayacak şekilde doğrudan veya ikincil katılım yoluyla devri olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımdan kastın, teminat varlıkların gerçek satış yolu ile SPV’ye devredilmesi ile yapılan menkul kıymetleştirme olduğu anlaşılmaktadır.
Bu yöntem ile seküritizasyon işlemi gerçekleştirmek isteyen bir banka için temel yapısal hedef, menkul kıymetleştirmeye konu varlıkların banka kredi riskinden yasal olarak ayrılması işlemidir. Bu kredi riskinden ayrılma da menkul kıymetleştirmeye konu varlıkların kaynak kuruluş olan bankanın iflasından ya da temerrüdünden etkilenmeyen SPV’ye ivazlı devri ile meydana gelir.
Yapay (Sentetik) Menkul Kıymetleştirme
Geleneksel menkul kıymetleştirmeye bir alternatif olarak, BDDK mevzuatında kredi türevleri ile kombine edilen ve “yapay menkul kıymetleştirme” olarak da adlandırılan bir menkul kıymetleştirme çeşidi daha tanımlanmıştır. Bu tür menkul kıymetleştirmelerde kredi riskinin tamamen veya kısmen kredi türevleri veya garantiler kullanılarak transfer edilmesi öngörülür.
Sonuç
Özet olarak Sermaye Piyasası Kurumu menkul kıymetleştirmeyi menkul kıymet ihracı hukuku olarak düzenlerken, BDDK menkul kıymetleştirmeyi bankaların risk yönetimi, sermaye yeterliliği, bilanço etkisi ve risk devri (SRT) çerçevesi üzerinden düzenlemektedir. VİDMK Tebliği uyarınca oluşturulan varlığa veya ipoteğe dayalı menkul kıymetler, ancak BDDK mevzuatı ile uyumlu olduğu ölçüde bankaların sermaye yeterliliği hesaplamaları açısından “menkul kıymetleştirme işlemi” olarak kabul edilmektedir.
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.